Osmanlı Tarihi

29 Mayıs 1453 İstanbul’un Fethi – İstanbul’un Önemi ve Akşemseddin

1453 İstanbul’un Fethi

[ad id=”9939″]

Roma İmparatorluğu’nun ikinci başkenti olan İstanbul (Konstantiniyye), Trakya yarımadasının batı ucunda bulunan yedi tepe üzerine bina edilmiştir. Önceleri “Bizans” ismi verilirken, Konstantin bu şehri aldıktan sonra “Konstantinopolis” adını almıştır. Rumların çöküş devrinde şehire “İstanbol” ismi verilmiştir. Bunu Türkler de “İslambol” şekline değiştirmişlerdir. Rumların buraya parlak şehir manasına gelen “Antosa” dedikleri de olurdu. Araplar ise “Konstantiniyye” adını verdikleri gibi Avrupa ile Asya’nın sınırı üzerinde olduğu için “Farik” adını da kullanmışlardır.

İSTANBUL’UN FETİHTEN ÖNCEKİ DURUMU

İstanbul’u elinde bulunduran Bizans, bu dönemde kültür ve sanat bakımından oldukça gerilemişti. Bu durum karşısında İstanbul’un müdafaası, doğudaki ticarî menfaatlerini kaybetmek endişesi içinde bulunan Latinlere bırakılmıştı. Bizans imparatoru Konstantin, 12 Ocak 1452’de Batıyı harekete geçirmek üzere Papa ile kiliselerin birleştirilmesi konusunda anlaşmış ve Ayasofya’daki ilk ayinde de hazır bulunmuştur. Ancak Avrupa’nın desteğini sağlamak için alınan bu tedbirler neticesiz kalmıştı. Nitekim papazlar ve halk İstanbul’da Latin şapkası yerine Türk sarığı görmeyi tercih ederek bu ayine şiddetle tepki göstermişlerdir.

Bu durum imparatorun nüfûzunu kaybettiğini ortaya koymaktadır. Fetihten evvel Yıldırım Bâyezid’in İstanbul’u 1399’da kuşatmaya çalışmış ise de aynı yıl Timur tehlikesi baş gösterince, Bizans imparatoru Yuannis ile kuşatmayı kaldırmak için anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşmadaki şartlar şunlardır:

  1. Her sene Osmanlı hazinesine verilmekte olan haracın arttırılması,
  2. İstanbul’da bir Türk mahallesi kurularak bir cami yaptırılması,
  3. İstanbul’daki Müslümanlarla Rumlar arasında meydana gelebilecek ihtilafların İslam hukuku üzerine halletmek için bir kadı tayin edilmesi,
  4. Silivri de dahil olmak üzere Silivri’ye kadar olan yerlerin Osmanlıya terki,

Bizans imparatoru Yuannis, bu anlaşmaya riayet ederek İstanbul’da Sirkeci’de Türkler için yedi yüz hane ile bir mescit yaptırmış, Padişah da İstanbul’da oturmak üzere Taraklı Yenicesi, Göynük ve Karadeniz sahili taraflarından göçmen naklettirilerek buraya kadı ve imam tayin etmiştir. Böylece İstanbul’un fethinden evvel İstanbul’da Türk mahalleleri kurularak fethin gerçekleşmesine uygun bir ortam hazırlanmıştır.

[ad id=”9741″]

Fatih Sultan Mehmet döneminde ise İstanbul’un mutlak fethi kararı alınmıştır. Fatih, İstanbul’u alma kararını Karaman seferi dönüşünde almış ve ilk iş olarak kuvvetli bir topçu sınıfı kurdurarak yüzlerce top döktürmüştür. Karadeniz ve Akdeniz boğazlarını kapatmak için önce Akdeniz Boğazı’nda karşılıklı iki kale yaptırılarak Akdeniz Boğazı’nı kontrol altına almışlardır. Sonra Karadeniz Boğazı içinde Bâyezid’in yaptırdığı Güzelcehisar’ın karşısına Rumelihisarını yaptırmış ve donanmasını güçlendirmiştir. Bu hazırlıklardan sonra 6 Nisan’da başlayan İstanbul kuşatması 29 Mayıs 1453’te Fatih’in İstanbul’a girmesiyle son bulmuştur.

İSTANBUL’UN ÖNEMİ

Türkler ve İslam Alemi Açısından Önemi

İstanbul’un fethedilip alınması, iki kıta üzerinde yayılmakta olan Osmanlı Devleti’nin güçlenmesi için hayatî bir önem taşımaktaydı. Çünkü Osmanlı Devleti’nin Avrupa ve Asya’daki toprakları ancak bu suretle biribirine bağlanabilir, Balkanlarda ancak böyle bir egemenlik kurulabilirdi. Bu sebeple Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul olmalıydı.

Mehmet (Fatih) Boğazlara tamamıyla egemen olmadıkça yurdun tam bir güvenlik içinde olamayacağını biliyordu. Sıkışık anlarda Anadolu’dan Rumeli’ye ya da Rumeli’den Anadolu’ya rahatça kuvvet geçirebilmeliydi. Oysa İstanbul, Rumların elinde bulunduğu müddetçe bu rahatlık mevcut değildi.

Osmanlı İmparatorluğu, deniz ticaretini geliştirmek ve boğazlara hâkim olmak için mutlaka İstanbul’u fethetmeliydi. Burayı alarak Karadeniz’i bir Türk gölü haline getirebilir ve Akdeniz ticaretinde söz sahibi olunabilirdi. İstanbul’un fethiyle kuzey ve doğu Avrupa’dan gelen ticaret yolları ile Karadeniz ve Akdeniz arasındaki su yollarının denetimi de Osmanlıların eline geçeceği gibi Osmanlı Devleti ticarî ve ekonomik bakımdan güçlenecekti.

Bizans İmparatorluğu, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü bozuyor, Osmanlılara karşı Hristiyan Batı alemini Haçlı Seferleri için tahrik ediyordu. Saltanat iddiasında bulunan Osmanlı şehzadelerini koruyup destekleyerek, devleti devamlı bir iç savaş tehdidinde bulunuyordu. İstanbul fethedilirse bütün bu olumsuzluklar ortadan kalkacaktı. Ayrıca İstanbul’un alınmasıyla Bizans İmparatorluğu’na son verilecek ve Bizans’tan kuvvet alarak yaşayan Mora Despotluğu ile Trabzon Pontus Rum Devleti gibi siyasî teşekküller de sona erecekti.

İstanbul’un fethiyle Katolik ve Ortodoks kilisesi birbirinden ayrılacak ve Hristiyan âlemi de birleşmemiş olacaktı. Böylece Fatih Sultan Mehmed hiçbir zaman birleşmeyi arzu etmemiş olan Rumların da minnetini kazanmış olacaktı.

Halkın birleşme fikrini reddetmesine rağmen imparator Konstantin, Batı’nın yardımını temin edebilmek ümidiyle Papalık ile anlaşarak birleşmeyi ilan etmiştir. İstanbul’un alınmasıyla Fatih bu birleşmeye darbe vuracaktı.

Türk-İslam âlemi için Peygamber Efendimiz’in Hz. Muhammed’in (s.a.v) şu hadisi İstanbul’un fethedilmesinde önemli bir sebep olmuştur:

Bişr el-Ganevî radiyallâhu anh’den nakledildiğine göre o, Peygamber Efendimiz (sallâllâhu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken dinlemiştir:

 لَتُـفْتَحَنَّ  الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَـلَنِعْمَ  الْأَمِيرُ  أَمِيرُهَا،  وَ لَنِعْمَ الْجَيْشُ  ذَلِكَ  الْجَيْشُ

“İstanbul muhakkak fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan ve onun askeri ne güzel askerdir.” (Ahmed bin Hanbel, IV, 335; Buhârî, et-Tarihu’l-Kebîr, I (ikinci kisim), 81; et-Târihu’s-Sagîr, I, 341; Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, II, 24; Hâkim, Müstedrek IV, 422; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, VI)

Ahmed b. Hanbel’deki hadisin devamında şu ifadeler vardır:

“Mesleme b. Abdülmelik beni çağırdı ve bana bu hadisi sordu. Ben de kendisine hadisi naklettim. O da Konstantiniyye’ye sefere çıktı.” Hadisin ilk üç ravisi bütün isnadlarında aynıdır:  Bişr el-Ğanevî, Abdullah b. Bişr el-Ğanevî, el-Velîd b. el-Muğıra.

Bu hadis, Emevi, Abbasi ve Osmanlı devirlerinde müslümanları İstanbul fethine şevklendirmekte çok büyük sebep olmuş, büyük siyasî ehemmiyeti olan İstanbul seferlerine dinî bir aşk eklenmiş, böylece zaferin ilahi bir vaat olduğu inancı doğmuştur.

Fakat İstanbul, Emeviler ve Abbasiler zamanında kuşatıldıysa da alınamamıştır. Hz. Peygamber (s.a.v), İstanbul’un fethini ve fethi başaracak orduyu kutsal ilan etmiştir. Fatih Sultan Mehmet de bu kutlu ilanı gerçekleştirip hadise mazhar olmak istemiştir.

[ad id=”3969″]

Bizans ve Avrupa açısından önemi

İstanbul,   bütün Hristiyanlık aleminin kalesi durumundaydı. Çünkü Hristiyan alemi için önemli dinî merkezlere hakim bulunan Bizans’ın payitahtı burasıydı. Bu da Bizans’ı Hristiyan aleminin lideri, İstanb

ul’u ise Hristiyanlığın merkezi durumuna getiriyordu.

Bizans, İstanbul’un dinî durumunu çok iyi değerlendirmiştir. Bu sebeple Batı Hristiyan alemini yanına çekmek için Roma ve Katolik kiliselerinin birleştirilmesi fikrini ortaya atarak Papalık ile anlaşmıştı. İstanbul, Bizans’ın elinde kaldığı müddetçe bu amacı gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bizans, yerini sağlamlaştırmak ve Türklere karşı güçlü bir duruma gelmek için İstanbul’u askerî bir üs olarak kullanmıştır.

İstanbul Hristiyanlık tarihinde dinî yönden değil siyasî yönden önemlidir. Zira bu şehir Hristiyanlık tarihinde İznik, İskenderiye, Antakya ve Roma gibi havariler tarafından ziyaret edilip kilise kurulan ve bu sebeple de kudsiyet kazanan bir şehir değildir.

Bizans için askerî bakımdan da son derece önemli olan İstanbul Boğazı, Bizanslıların elinde kaldıkça Osmanlı Devleti’nin güvenliği her zaman tehlikede olacaktı. Diğer taraftan deniz yoluyla gelebilecek bir haçlı ordusunun Bizans toprakları üzerinde ve Rumeli’de de Türkleri arkadan vurmaları mümkündü. Ayrıca İstanbul’un Bizans’ın elinde kalmasıyla Osmanlı Devleti’nin Asya ve Avrupa’daki topraklarının birleşmesine engel oluyor ve böylece Osmanlı Devleti Balkanlarda güçlenemiyordu. İstanbul kara ve deniz ticaret yollarının üzerinde bulunması sebebiyle ekonomik bakımdan da büyük önem taşıyordu.

İSTANBUL’UN FETHİ VE AKŞEMSEDDİN

İstanbul’un fethi dendiğinde Fatih Sultan Mehmet ile birlikte anılan isimlerin başında asıl adı Muhammed olan Akşemseddin gelmektedir.

Babasının ölümü üzerine 1451 yılında tekrar tahta çıkan II. Mehmet (Fatih), Manisa’da geçirdiği ikinci şehzadelik döneminde başta Zağanos Paşa olmak üzere yakınında yer alan yöneticilerin tesir ve telkinleriyle fethe dayalı bir siyaset anlayışı benimsemiştir. Bu siyasetin ilk hedefi de İstanbul’un fethidir ve Fatih bu düşünce üzerinde “fikir birliği sağlamak ve müttefikan kati bir karara varmak üzere” 1452 yılında devlet ileri gelenleri ile ulemanın da katıldığı bir toplantı tertip etmiştir. Akşemseddin fetih öncesindeki önemli rolünü bu toplantı esnasında göstermiştir.

[ad id=”9741″]

Fatih toplantının başlangıcında İstanbul’un fethinin devletin geleceği açısından zaruriyetini ortaya koyan bir konuşma yapmış ve ardından tüm katılımcıların bu konuya ilişkin fikirlerini serbestce dile getirmelerini talep etmiştir.

Toplantı sırasında söz alanlardan bir kişi, İstanbul’un İslam Peygamberi döneminden itibaren kuşatıldığını ve bunların dahi başarılı olamadığını ifade etmiş ve Peygamberin bir hadisine atıf yaparak bu fethin ancak Mehdi tarafından gerçekleştirilebileceğini ileri sürmüştür.

Bu görüşe karşı olarak Akşemseddin, İstanbul’un Mehdi tarafından fethi meselesinin gelecek dönemle ilgili olduğunu ifade etmiş ve şehrin öncelikle II. Mehmet tarafından fethedileceğine olan inancını dile getirmiştir.

Buradan toplantıda fetih üzerine dini içerikli tartışmaların gündeme geldiği anlaşılmaktadır. Çandarlı kliğinde yer alması muhtemel bir ulemanın dini referansla fethe karşı çıkmasına, Akşemseddin aynı yöntemle cevap vermiş ve fetih taraftarı olan başta Padişah olmak üzere diğer kliğin elini kuvvetlendirmiştir. Neticede, II. Mehmet toplantı sonunda fetih konusundaki kararlılığını bir kez daha dile getirmiş ve bu sefer toplantıya katılanların tümü fetih düşüncesi etrafında birleşmiştir.

Fetih öncesinde yaşanan bu olay, Akşemseddin’in fethin arka planında yer alan dini gücün harekete geçirilmesi bakımından ve fetih çalışmaları için gerekli olan yönetim düzeyindeki fikri beraberlik böylece sağlanmıştır.  Akşemseddin,  Çandarlı kliğinin dini referanslı karşı çıkışını bertaraf ederek bu birliğin sağlanmasında önemli bir katkı sunmuştur.

İstanbul’un Fethinde Efsaneleşen Cibali Baba Hikayesi

 

 

[ad id=”10043″]

Nukteler.com’u Facebook’tan takip etmeyi unutmayın!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir