İslam Tarihi

Hicret Nedir? Ne Zaman ve Neden Yapılmıştır?

Hicret Nedir?

Hicret; Bir yerden başka bir yere göç etmek anlamına gelir.

Hicret denildiğinde İslam dininde başta olmak üzere Hz. Peygamber (s.a.v) ve ashabının İslâm devletini kurmak üzere Mekke’den Medine’ye göç etmeleri olayı akla gelmektedir.

Müşrikler tarafından zülüm ve baskı gören başta Peygamber Efendimiz (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem) ve ashabı, Mekke’deki baskı ve zulümlerden kurtulmak ve İslamiyetin Medine’de daha iyi anlatılıp yaşanacağını düşündüklerinden Mekke’den Medine’ye 16 Haziran 622 tarihinde hicret edilmiştir.

Hicret Olayı; İslam tarihinin en önemli hadiselerinden birisidir.

Hicret; İslâmiyet tarihinin ve Hicrî takvimin başlangıcı sayılmıştır.

Hicret Ne Zaman ve Neden Yapılmıştır?

Peygamber Efendimiz Hz. Muhamed (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem), Mekke’deki müşriklerin baskılarından, zulümlerinden kurtulmak için 622′de Mekke’den Medine’ye Hicret etmiştir. Bu göçün sonucunda Medine’de, Medine Sözleşmesi ile günümüzde İslam Devleti olarak sınıflandırılan devletlerden ilki kabul edilen Medine Şehir Devleti kurulmuştur.




Peygamber Efendimiz Hz. Muhamed (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem), safer ayının 27.günü Hz. Ebubekir (r.a) ile birlikte Medine’ye hicret etmek üzere Mekke’den ayrılmış, 4 gece Sevr Mağarası‘nda kalmıştır. 1 Rebiülevvel Pazartesi günü Sevr Mağarasından Medine’ye doğru yola çıkmışlardır. 8 Rebiülevvel (20 Eylül 622) Pazartesi günü Kuba Köyü’ne gelmiş, burada Kuba Mescidi’ni inşa etmiş ve 12 Rebiülevvel Cuma günü Medine’ye doğru hareket etmişlerdir.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhamed (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem)’in Hicret yolculuğunda Kuba’ya geliş günü 20 Eylül 622 tarihine denk gelir.

Hicri Takvim

Hicret; Halife olan Hazreti Ömer bin Hattab (r.a) zamanında Hicri takvimin başlangıç yılı kabul edilmiştir. Hicri takvimin başlangıcı 16 Temmuz 622 olarak belirlenmiştir.

İslamiyet’ten önce, her önemli olay tarih başlangıcı olarak kabul edilirdi. En son Fil Vakası da takvim başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Bu uygulamada seneler, her önemli olaya göre sayılarak geldiğinden birçok karışıklıklara sebep oluyordu.

Hz. Ömer zamanında Hicret’in 17. yılında alınan bir kararla Hicret’in olduğu sene Hicri Takvim’in 1. yılı ve o yılın muharrem ayı da Hicri Kameri Takvim’in yılbaşısı kabul edilmek suretiyle, o yıl 1 Muharrem’in rastladığı 16 Temmuz 622 tarihi de Hicri Kameri Takvim’in başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Biz bunu Hicri Kameri Takvim değil, Hicri Takvim olarak bilmekteyiz.



Hicret Neden Yapılmıştır?

Hicret’in Sebepleri

Peygamberimiz Mekke’de doğmuş ve İslâmiyet’i tebliğ etmek üzere burada görevlendirilmişti. Doğup büyüdüğü Mekke halkı genelde müşrikti, putlara tapıyorlardı.

Peygamberimizin çağrısını duyanlar ona inanıyor ve etrafında toplanıyorlardı. Çünkü Peygamberimiz o toplumda “el-Emîn” – “Güvenilir” diye tanınmış, güzel ahlâkıyla herkes tarafından sevilmişti. Yalan konuşmadığı ve kimseyi aldatmadığı herkesin ortak inancı idi. Onun için de söylediği dinleniyor ve herkese güven veriyordu.

Müslümanların sayısı günden güne artıyor ve Allah’ın dini gönüllerde yer ediyordu. Ancak Mekke’de söz sahibi olan Kureyş kabilesi ileri gelenleri bundan endişe duyuyor, toplum üzerindeki etkinliklerini yitireceklerinden ve çıkarlarının sona ereceğinden korkuyorlar, bunun için de bu duruma engel olmak istiyorlardı. Hem Peygamberimize ve hem de ona inananlara amansız düşman kesilmişlerdi. Güçlü oldukları için Müslümanlara her kötülüğü yapıyor, akıl almaz işkencelerde bulunuyor, bu dinden vaz geçmelerini istiyorlardı.

Hz. Peygamber (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem), Mekke’de tebliğ görevini sürdürürken Kureyşliler de inkârlarında diretiyorlardı. Peygamberimiz tebliğ görevini Mekke’nin dışına taşırmak istiyordu. Bu nedenle Taif’e gitti. Tâifliler de Kureyşliler gibi inkârcılıkta direnmişler ve Peygamberimizi taşa tutmuşlardı. Peygamberimiz onların bu cahilce hareketleri karşısında yılmamış, özellikle Hacc mevsiminde Mekke dışından gelen insanlarla görüşüyor onlara İslâm’ı anlatıyordu.

Mekke müşriklerinin yaptıkları dayanılmaz hale gelince Peygamberimiz başka ufuklar aramayı düşündü. Hac münasebetiyle Mekke’ye gelmiş olan Yesrip (Medine)’lilerden bazılarıyla Akabe denilen yerde 621 ve 622 yıllarında iki defa toplantı yaptı. Onlara Müslümanlığı anlattı ve Müslüman olmalarını istedi. Onlar da Müslümanlığı kabul ederek Medine’ye döndüler. Böylece İslâmiyet Medîne’ye girmiş oldu. Orada da Müslümanlar çoğalmaya başladı.

Peygamberimiz de Mekke’den Medîne’ye göç etmek isteyenlere izin verdi ve şöyle buyurdu:

“Sizin hicret edeceğiniz yerin iki kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi.” (Buhârî, Menakıb”, 45.)

Peygamberimizin bu izin ve teşviki üzerine Medine’ye hicret başladı. Kısa zamanda pek çok kimse Hz. Ömer de dahil olmak üzere Medîne’ye göç etti

Mekke’de Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali ve Mekke’de Müslüman oldukları için aileleri tarafından hapsedilmiş olanlarla köle ve cariyelerden başka kimse kalmamıştı.

Hz. Ebû Bekir de hicret etmek istemiş, Peygamberimiz kendisine;

—Acele etme, bana hicret için izin verileceğini umuyorum, diyerek ona izin vermemişti.

Hz. Ebû Bekir:

—Anam babam sana fedâ olsun, gerçekten bunu umuyor musun? diye sordu.

Peygamberimiz:

—Evet, umuyorum, diye cevap verdi ve Hz. Ebû Bekir buna çok sevindi. (Buhârî, “Menakıb”, 45; İbn Hişâm, c. l, s. 480.)

Mekke’de Müslümanlardan kimsenin kalmadığını, hepsinin Medîne’ye göç ettiğini gören Mekke ileri gelen müşrikleri telâşlanmaya başladılar. Hz. Muhammed (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem) de Medîne’ye hicret eder Müslümanların başına geçerse kendileri için iyi olmayacağını, Şam ticaret yolu Medîne’den geçtiği için kapanabileceğini düşündüler.





Mekke’de hemen hemen yalnız kalan Peygamberimiz için bir kötülük yapmak ve tuzaklarını görüşmek üzere Kureyş ileri gelenleri “Dârü’nNedve” denilen önemli kararların alındığı yerde toplandılar.

Toplantıya başta Ebû Cehil olmak üzere, Ebû Sufyan, Ebû’l-Buhterî, Utbe b. Rabi’a, Cübeyr b. Mut’im, Nadr b. Hâris, Umeyye b. Halef, Hâkim b. Hizam… gibi Mekke ileri gelenleri katıldılar. Toplantı son derece gizlilik içerisinde yapıldı. Toplantıda çeşitli görüşler ileri sürüldü, tartışıldı. Bir kısmı, Muhammed (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem)’i bağlayıp kapalı bir yerde ölünceye kadar hapsedelim, dedi. Bu görüşlerden hiçbiri kabul görmedi.

Nihâyet Ebû Cehil; Kureyş kabilesinin bütün kollarından birer temsilci seçelim. Bunlar aynı anda Muhammed (Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem)’e hücûm edip öldürsünler. Kimin vurduğu belli olmasın. Böylece kanı bütün Kureyş kabilesine dağılmış olur. Haşimîler bütün Kureyş kollarına karşı çıkamayacaklarından kan davasına kalkışamazlar, çaresiz diyete razı olurlar. Bu iş de böylece kapanmış olur, dedi. Ebû Cehil’in bu teklifi kabul edildi. Bu işi yapacak kırk kişi seçilerek toplantıya son verildi. Bir an evvel bu kırk kişinin görevlerini yerine getirmeleri istendi.

O müşrikler ve caniler, kendilerine doğru yolu gösteren, dünya ve ahiret mutluluğu sunan alemlere rahmet Sevgili Peygamberimizi öldürme kararını alırken bunu kendilerinden başka kimsenin bilmediğini sanıyorlardı. Halbuki yerde ve göklerde olan her şeyi, hatta gözlerin hâin bakışını ve sinelerin gizlediğini bilen Allah düşündükleri, gizledikleri her planı, tuzağı biliyor ve haberdardı.

Nitekim “Dârü’n-Nedve” de alınan kararla ilgili Kur’an-ı Kerîm de şöyle bulunmaktadır:

“Hani bir vakitler kâfirler, seni tutup bağlamak veya öldürmek veya (Mekke’den) sürüp çıkarmak için tuzak kuruyorlardı da onlar tuzak kurarken Allah da tuzaklarını bozuyordu. Öyle ya Allah tuzakların en iyisini kurar.” (Enfal Suresi 30)

Allah onların kararını Cebrâil aleyhisselâm aracılığı ile Peygamberimize bildirdi ve Mekke’yi terkedip Medîne’ye hicret etmesini emretti.

Peygamberimiz bu emri alır almaz Hz. Ebû Bekir’in evine geldi. Hz. Ebû Bekir Peygamberimizin geldiğini görünce:

“Vallahi önemli bir olay olmadıkça bu saatte, öğle vaktinde günün en sıcak saatinde evimize gelmek Peygamberimizin âdeti değildi”, dedi ve heyecanla Peygamberimizi karşıladı.

Peygamberimiz;

—Yanında kim varsa dışarı çıkar, önemli bir şey görüşeceğim, buyurdu. Evde Hz. Aişe, kız kardeşi Esma ve annesi Ümm-i Rumân vardı.

Hz. Ebû Bekir:

—Yabancı yok, ey Allah’ın Resûlü, dedi.

Bunun üzerine Peygamberimiz;

—Medîne’ye hicret için bana izin verildi, buyurdu.

Hz. Ebû Bekir heyecanla sordu:

—Size arkadaşlık etme şerefine erecek miyim?

Peygamberimiz daha önce va’dettiği gibi:

—Evet, beraber olacağız, buyurdu

Hz. Ebû Bekir bu habere çok sevindi. Dört aydan beri bugün için beslediği ikiz devesi vardı. Birisini hemen Peygamberimize teklif etti, “Şu iki deveden birini beğen al’’ dedi.

Peygamberimiz Hz. Ebû Bekir’i şaşırtan bir şey söyledi. Bu en samimi dostunun bile minnet yükü altında kalmak istemediği için:

—Ancak bedelini ödeyerek alabilirim, buyurdu.

Hz. Ebu Bekir:

—Anam babam size fedâ olsun, dedi ise de, Peygamberimiz sözünde ısrar etti. Hz. Ebû Bekir başka çaresi olmadığı için devenin bedelini kabule mecbur oldu.



Nukteler.com’u Facebook’tan takip etmeyi unutmayın!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir