Biyografi

Tarık Buğra Kimdir? Kısaca Hayatı ve Biyografisi

Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatının önemli isimlerinden olan Tarık Buğra kimdir? Kısaca hayatı, eserleri ve edebi kişiliği, biyografisi

Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatının önemli isimlerinden olan Tarık Buğra kimdir? Kısaca hayatı, eserleri ve edebi kişiliği, biyografisi

Cumhuriyet tarihinin en seçkin edebiyatçılarından roman, oyun ve fıkra yazarı Tarık Buğra, vefatının 27. yıldönümünde çeşitli etkinliklerle anılıyor. Türk Edebiyatına kazandırdığı eserleriyle yerli düşüncenin sesi olarak kabul edilen ve 27 yıl önce aramızdan ayrılan Tarık Buğra’nın hayatı, edebi eserleri merak ediliyor.

Peki Türk edebiyatının önemli gazeteci, roman, hikaye, oyun ve fıkra yazarı Tarık Buğra kimdir? Eğitim ve edebiyat hayatı, Edebiyatçı kişiliği ve en önemli eserleri nelerdir?

Tarık Buğra Kimdir?

(2 Eylül 1918 – 26 Şubat 1994)

Yerli düşüncenin sesi olarak kabul edilen Tarık Buğra, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının tanınmış yazarlarındandır. Babası Erzurum asıllı hukukçu Mehmet Nâzım Bey, annesi Akşehirli Tâhiroğulları’ndan Nâzike Hanım’dır. Çok yönlü bir yazar olan Buğra, özellikle roman ve öyküleriyle tanınır. 1991’de devlet sanatçısı unvanı almıştır.

Tarık Buğra, Türk edebiyatının, “yerli ve milli sesi” olarak bilinir. Türkçe’nin medeniyet, sanat, kültür ve bir millet dili olarak var olması için kalemiyle mücadele vermiş, “milli ve yerli duruşun” çizgisini  Türk Edebiyatına kazandırmış bir yazardır.

Tarık Buğra, tarihçi Prof. Dr. Ayşe Buğra’nın babasıdır. Ayşe Buğra ise Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde öğretim üyesi ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu UYGAR Merkezi’nin kurucu başkanlarındandır ve iş adamı Osman Kavala ile evlidir.

Kısaca Hayatı

Asıl adı Süleyman Tarık Buğra olan ünlü yazar, 2 Eylül 1918’te Konya’nın Akşehir ilçesinde dünyaya geldi. İlköğrenimini Akşehir’de tamamladıktan sonra 1933’te yatılı öğrenci olarak İstanbul Lisesi’ne devam etti. Burada hocası Hakkı Süha Gezgin’in yönlendirmesiyle ilk hikayelerini yazmaya başladı. İstanbul’daki okulun yatılı kısmının kapatılmasıyla öğrenimini Konya Lisesi’nde devam etti ve buradan 1936 yılında mezun oldu.

Daha sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik-Kimya-Biyoloji (FKB) sınıfına kaydını yaptırdı. Ancak lise yıllarında ortaya çıkan yazar olma merakı ve hevesi nedeniyle 2 yıl sonunda Hukuk Fakültesine geçti, oradan da İstanbul Edebiyat Fakültesi’nde okumaya başladı. Bu dönemde hayatı, “Oğlumuz” hikayesinin Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi Hikaye Yarışmasında ikinci olmasıyla değişmeye başlamıştı. İstanbul Hukuk Fakültesi’nden de dört yılını doldurmadan ayrıldı.

Daha sonra askerlik döneminin (1942-1945) ardından İstanbul’a döndü. İki yıl sonra Şişli Terakki Lisesi’ne muallim muavini olarak işe başladı. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydolmasına rağmen buradan da diploma alamadığı için mezun olamadı.

1949 ile 1952 yılları arasında Akşehir’de babası ile birlikte “Nasrettin Hoca” gazetesini çıkardı. 1952 yılında babası Mehmet Nâzım Bey’i kaybeden Buğra, gazeteyi elden çıkardı ve İstanbul’a döndü. Aynı yıl, ikinci hikâye kitabı “Yarın Diye Bir Şey Yoktur” yayımlandı.

1950’de Jale Baysal ile evlendi, on sekiz yıl sonra boşanma ile sonlanan bu evlilikten 1951’de kızları Ayşe Buğra dünyaya geldi.

1956-1957 yılları arasında gazeteciliğe, Vatan ve Yenigün gazetelerinde yayın müdürü olarak devam etti. 1958’de Milliyet gazetesi spor sayfası sorumluluğu görevini üstlendi ve aynı yıl Tercüman ve Yeni İstanbul gazetelerinde de yazarlık yaptı.

İstanbul’da profesyonel gazetecilik hayatına “Milliyet” gazetesinde başlamıştır. Burada, Abdi İpekçi, Reşat Ekrem Koçu ve Peyami Safa ile birlikte çalışma imkanı buldu.

Gazetelerde sanat sayfaları düzenleyen ve aynı zamanda tiyatro eleştirileri kaleme alan Buğra, 1962 yılında “Haftalık Yol” dergisini çıkardı ve derginin yayın müdürlüğünü üstlendi.  Aynı dönemde Kurtuluş Savaşı’nı konu edinen Küçük Ağa romanını hazırladı.

“İyi yetişmemiş insanların ülkesinde düzen bir bozuldu mu; mağara devri, taş devri hortluyor. Bu bütün tarih boyunca böyle olmuş, böylece de gidecek.” – Küçük Ağa romanından alıntı

Günümüzde de Usta kalem Tarık Buğra’nın akla ilk gelen eserlerinden biri Küçük Ağa’dır.

Küçük Ağa’nın ardından dördüncü öykü kitabı Hikâyeler’i, Küçük Ağa’nın devamı olan Küçük Ağa Ankara’da ve ardından da Komik-i şehir Naşit’in hayatını anlattığı İbiş’in Rüyası’nı kaleme aldı. İbiş’in Rüyası, 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması’nda başarı ödülüne layık görüldü.

Gazetecilik mesleğini 1983 sonuna kadar devam ettiren Buğra, Tercüman’da çalıştığı sırada kalp enfarktüsüü geçirip emekliliğini istedi ve edebiyat çalışmalarına ağırlık verdi.

1985’te “Osmancık” romanıyla Milli Kültür Vakfı Edebiyat Armağanı’nı kazandı. 1989’da “Yağmuru Beklerken” romanıyla Türkiye İş Bankası Büyük Ödülünü kazandı. 1991’de Devlet Sanatçısı ünvanını aldı.

Ölümü

1993 yılında ani rahatsızlığının ardından Tarık Buğra’ya kanser teşhisi kondu. Daha sonra tedavi gördüğü İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 26 Şubat 1994’te 75 yaşında hayatını kaybetti. Cenazesi Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Edebi Kişiliği

Yazarlık hayatına henüz 22 yaşında yazdığı “Yarınların Romanı” ile başlayan Tarık Buğra, hikaye roman, tiyatro ve fıkra türlerinde bir çok eser kaleme aldı. 1960 yılından sonra ise daha çok roman türüne ağırlık vermeye başladı.

Buğra, eserlerinde genellikle toplumsal çatışmaları, psikolojik açıdan ele alarak, sanatın gerçekliğini toplum gerçekleriyle harmanlayarak dile getirmiştir.

Eserlerinden roman ve hikayelerinde, toplumun tarihini, ortak değer yargılarını ve toplumsal sorunları işlemiş, sanatın insanı yüceltmesi görüşünü savunmuştur.

Tarık Buğra, izlenim ve gözlemleriyle ele aldığı çevre, kişi ve olayları soyut derinliğe inerek şiirli yoğun bir anlatımla dile getirmiş, şive taklitlerinden kaçınmış, canlı bir dil, akıcı ve sıkmayan bir ifade özelliği kullanmıştır.

Roman ve hikayelerindeki kahramanları ve kişiliklerine ön yargısız bir tutumla ve realist bir objektifle yaklaşır. Hikâyelerinde toplumdan ve yaşamdan kesitler sunarken günlük hayatta rastlanabilecek tipleri kahraman olarak seçmiş, olaylara, akıcı bir dil ve şiirsel bir anlatım kullanmıştır. Bu tutumla kişilerin o anki duyguları ve tepkileri üzerinde yoğunlaşmayı tercih etmiştir.

Ayrıntılara girmeden gözleme yer verdiği roman, öykü, tiyatro, fıkra ve gezi türlerinde eserler vermiş, aşk, yalnızlık, uyumsuzluk gibi temaları işlemiştir.

Günlük olayları nesnel bir ifade ile ele alan Tarık Buğra, eserlerinde olaydan çok iç gerçekleri anlatmış, kasaba yaşantısından, orta sınıf insanların ev ve aile ortamlarından kesitler sunmuştur.

Tarık Buğra’nın adının duyulmasına neden olan romanı, Kurtuluş Savaşı’nı yaşayan Anadolu halkının yaşamını ele aldığı Küçük Ağa’

dır. Küçük Ağa adlı romanında, Kurtuluş Savaşı’na katılan Anadolu halkını azmini, fedakarlığını ve kahramanlığı anlatan bir bakış açısıyla ele almıştır.

ESERLERİ

Tarık Buğra ilk piyeslerini ve ilk romanını askerliği sırasında yazdı. İlk eseri, Akümülatörlü Radyo başlıklı piyesti. Eser, Şehir Tiyatroları tarafından reddedilince, Yalnızlar başlığıyla roman hâline getirdi

İşte Tarık Buğra’nın ait tüm eserleri ve kitapları

Roman

  • Yalnızların Romanı (Çınaraltı, 5 Mayıs – 9 Haziran 1948)
  • Aşk Esirleri (Milliyet, 30 Eylül – 9 Aralık 1950)
  • Tetik Çekildikten Sonra (Akın, 29 Ağustos – 8 Ekim 1951)
  • Ofsayd (Akın, 10 Ekim – 13 Kasım 1951)
  • Sonradan Yaşamak (Vatan, 16 Şubat – 23 Mayıs 1953)
  • İnce Hesaplar (Milliyet, 19 Mart – 3 Mayıs 1953)
  • Abaza Paşa’nın Rüyası (Bursa Hâkimiyet, 27 Eylül 1955 – 7 Şubat 1956)
  • Şehir Uyurken (Bursa Hâkimiyet, 4 Haziran – 22 Eylül 1956)
  • Yanıyor mu Yeşil Köşkün Lâmbası (Yeni Gün, 11 Nisan – 31 Mayıs 1957)
  • Ölü Nokta (Yeni İstanbul, 23 Nisan – 10 Haziran 1958)
  • Çolak Salih (Tercüman, 15 Mayıs – 5 Temmuz 1984)
  • Siyah Kehribar (1955), Küçük Ağa (1963)
  • Küçük Ağa Ankara’da (1966)
  • İbiş’in Rüyası (1970)
  • Firavun İmanı (1978)
  • Bir Köşkünüz Var mı? (1978)
  • Gençliğim Eyvah (1979)
  • Dönemeçte (1980)
  • Osmancık (1983)
  • Dünyanın En Pis Sokağı (1989)

Hikâye

  • Oğlumuz (1949)
  • Yarın Diye Bir Şey Yoktur (1952)
  • İki Uyku Arasında (1954)
  • Hikâyeler (1964)

Tiyatro

  • Ayakta Durmak İstiyorum (1966)
  • Üç Oyun (Akümülatörlü Radyo, Dört Yumruk, Ayakta Durmak İstiyorum, Yüzlerce Çiçek Birden Açtı, 1979)
  • İbiş’in Rüyası (1982)
  • Güneş ve Arslan, Sıfırdan Doruğa (1988)

Röportaj

  • Gagaringrad Moskova Notları (1962)
  • Fıkra ve Makale
  • Gençlik Türküsü (1964)
  • Düşman Kazanmak Sanatı (1979)
  • Bu Çağın Adı (1979)
  • Politika Dışı (1992)

Benzer Konular 

Nukteler.com Facebook’ta

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu