İslam Alimleri

Şems-i Tebrizi Kimdir, Kısaca Hayatı, Eserleri ve Sözleri

Şems-i Tebrizi Kimdir?

Şems-i Tebrizi 1185 yılında Tebriz’de dünyaya gelmiştir. Asıl ismi Mevlânâ Muhammed bin Ali‘dir. Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğludur ve “Şemseddin” yani dinin güneşi lâkabıyla anılmıştır.

[ad id=”9939″]

12. yüzyılın büyük mutasavvıf âlimlerinden Şems-i Tebrizî, İsmailiye mezhebi büyüklerinden olup Büzrükümad’ın torunu, Havend Alaeddin’in oğludur.

Mevlana Celaleddin Rumi’nin gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan Şems-i Tebrizi, İslam dünyasının büyük din âlimlerindendir. Mevlânâ tarafından yazılan ilâhî aşk şiirlerinden oluşan ‘Dîvân-ı Şems-î Tebrîzî’ adındaki nazım eser sayesinde tanınan büyük bir din âlimidir.

HAYATI

Şems-i Tebrizi daha küçük yaşlarında iken, mânevî ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çekmiştir. Şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf‘a mürid olmuş ve zamanın bütün meşhur şeyhlerinden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine ‘Şemseddin Perende’ (uçan Şemseddin) denilmiş, ayrıca Tebriz’de tarikat pîrleri ve hakikat arifleri ona ‘Kâmil-i Tebrizî’ adını vermişlerdir.

Daha sonraları zamanın âlimleri olan Sacaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile mutasavvıf Necmüddin Kübra‘nın halifelerinden Centli Baba Kemal‘e intisaρ ederek onlardan feyz almıştır. Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (s.a.v) ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizî, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de Mevlânâ Celâleddîn Rûmî‘yi arayıp bulmuştur.

Konya Şems-i Tebrizi Türbesi

Mevlânâ ile Tanışması

Manevî bir işaretle Konya’ya ilk geldiği yıl 1244’de Şekerciler Hanı‘na yerleşir. İlk olarak Hazreti Mevlânâ’yı sorar. Mevlânâ’nın şehir dışında, Meram Bağlarında olduğunu ve ancak ikindi zamanı gibi geri döneceğini söylerler. Bunun üzerine Şems-i Tebrizi, Mevlânâ’yı yol üstünde beklemeye başlar.

Şems, Mevlânâ yanına gelince, atının dizginlerine yapışarak: “Bâyezid-i Bistamî mi daha büyük, yoksa Hz.Muhammed mi?” diye sorunca, Mevlâna gülümseyerek: “Bu ne biçim sorudur; elbette Hz. Muhammed bütün peygamberlerin en büyüğü ve sonuncusudur. Bâyezid’in onunla ne ilgisi var!” cevabını verir. Şems: “Ama, peki Hz.Muhammed devamlı surette Yarabbi, biz seni sana layık bir şekilde bilemedik!” dediği halde; Bâyezid “Beni yüce tanıyın, benim şanım ne yücedir!” diye övünmektedir!” deyince, Mevlânâ bu sözlerin haşmeti karşısında kendinden geçer ve Mevlânâ ile Şems’in münasebeti bu şekilde başlar.

Adı: Şems-i Tebrizi
Doğum: 1185
Ölüm: 1248
Mesleği: İslam alimi ve mutasavvıf

Şems ve Mevlânâ arasındaki muhabbet yavaş yavaş gelişir. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlânâ Celaleddin Rumi ile 3 yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuştur.

Mevlânâ bu manevi muhabbet üzerine kitaplarını, evini, barkını, çoluk-çocuğunu talebelerini, dostlarını her şeyi terkeder, devamlı surette Şems’le düşüp kalkar, onun cezbesiyle dolaşır.

Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlana’ya ileri geri laflar etmişlerdir. Mevlana’nın bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir:

“Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz.”

Mevlana’da meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler, bu durum üzerine, Şems’i uyarır ve tehdit ederler. Şems bir süre ortadan kaybolur. Şems’in yokluğu Mevlânâ’yı büsbütün cezbeye getirir, durumu eskisinden daha vahim olur. Mevlânâ’nın çocukları Tebriz’e gider, Şems’i bulur özür diler ve babalarının durumunu anlatarak geri dönmesini rica ederler. Şems, geriye döner; gene bir süre beraber olurlar, fakat Mevlâna’nın büyük oğlu Alâeddin Çelebi başta olmak üzere Şems yine rahatsız edilir; sonunda Şems bir daha ortaya çıkmamak üzere tekrar ortadan kaybolur. Rivayete göre, önce Şam’a oradan Tebriz’e gittiği ve bir müddet sonra vefat ederek Gecil kabristanına gömüldüğü söylenir.

Bu gün Konya’da Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevilerce Mevlana türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Bey’in bir hatırasında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mı medfundur, bilinmez. Bilinen gerçek odur ki, Allah velilerinin kalblerde yaşadığıdır.

[ad id=”3969″]

Eserleri

Şems-i Tebrizî‘nin, müridleri tarafından zaptedilen bazı sözleri Farsça-Arapça karışık Makalat-ı Şems-i Tebrizî veya Hırka-i Şems adıyla el yazması halinde bulunmaktadır.

Sözkonusu bu yazma metin M.Nuri Gençosman tarafından Türkçeye de tercüme edilerek Şems-i Tebrizi-Konuşmalar-Makalât I-II (İstanbul 1974) adıyla yayınlanmıştır.

 

Şems-i Tebrizi Türbesi

 

 

Şems-i Tebrizi Sözleri

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir