Gündem

Kadına Yönelik Şiddette Türkiye Gerçekleri

Kadına yönelik şiddette Türkiye gerçekleri nedir? Türkiye kadına şiddette kaçıncı sırada? Kadına şiddetin etkileri nelerdir? Kadına yönelik şiddette Türkiye istatikselleri ve güncel veriler nedir?

Kadına yönelik şiddette Türkiye gerçekleri nedir? Türkiye kadına şiddette kaçıncı sırada? Kadına şiddetin etkileri nelerdir? Türkiye’de 2020 ve 2021 yılında kaç kadın öldürüldü? Türkiye Kadına yönelik şiddette ilk sırada mı? Kadın cinayetlerinin en çok işlendiği ülkeler hangisi? Aile içi şiddetle ilgili güncel istatistikler nelerdir? Kadına yönelik şiddet tarihte ilk ne zaman kaydedildi?

Peki Kadına yönelik şiddette Türkiye’de kadına yönelik şiddet hakkında kanun var mı? 6284 sayılı kanun yürürlükte mi? Kadına yönelik şiddette Türkiye istatistikleri ve güncel veriler nedir? Kadına Şiddet Araştırması 2020 ve 2021, Türkiye Kadın cinayetleri…

Her yıl olduğu gibi bul yıl da 25 Kasım tarihinde ülkemizde ve tüm dünyada Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak kutlanmaktadır.

2019 yılında Belçika’nın başkenti Brüksel, 25 Kasım’da Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında ilginç bir açık hava sanat sergisine ev sahipliği yapmış ve Jourdan Meydanı’ndaki ‘kırmızı ayakkabılar’ dikkatleri şiddet gören ve hayatını kaybeden kadınlara çekmeyi amaçlıyordu.

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü kapsamında açılan sergide Meksikalı ödüllü sanatçı Elina Chauvet için kırmızının birkaç anlamı var. Sanatçıya göre kan dökülmesini, aynı zamanda değişimi, umudu ve sevgiyi temsil ediyor.

Kadına karşı şiddet yalnızca fiziksel ya da cinsel boyutta değil. Ekonomik ve duygusal şiddet biçimleri de mevcut. En az bir kere evlenmiş kadınlar üzerinden yapılan araştırma, kadınların yalnızca yüzde 11’inin maruz kaldığı şiddeti ihbar ettiğini bildiriyor.

Kadına Yönelik Şiddette Türkiye

Hem Avrupa’yı hem de Asya’yı kapsayan Türkiye, yaklaşık 85 milyon kişiye ev sahipliği yapıyor. Ayrıca Uluslararası ve geçici koruma altındaki 5 milyon kişiye ev sahipliği yapan Türkiye, dünyada en fazla mülteciyi barındıran ülkesi konumunda.

Türkiye’de işgücü piyasalarına katılım ve siyasi ve ekonomik karar alma süreçlerine ilişkin Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadınların Güçlendirilmesi Kurumu son verilere göre:

  • Kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 35 ;
  • TBMM çatısı altında milletvekillerinden sadece yüzde 17’si kadın (toplam 101 kadın), belediye başkanının yüzde 3’ü ve belediye meclis üyelerinin yüzde 11’i ;
  • Cinsiyete dayalı ücret farkı yüzde 15’tir.

2021 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’nda 156 ülke arasında Türkiye 133 sırada yer aldı.

Bununla birlikte 2020 yılında, yüzde 46’sı kadın ve kız çocuğu olmak üzere 3,6 milyondan fazla Suriyeli Türkiye’de geçici koruma altındaydı.

Kadına yönelik şiddetle mücadeleye yönelik uluslararası anlaşmalara, yasalara ve politika taahhütlerine rağmen, Türkiye’de kadına yönelik şiddeti sona erdirmek için daha fazla çabaya ihtiyaç olduğu açık.

Nitekim Türkiye, Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni (İstanbul Sözleşmesi) imzalayan (2011) ve onaylayan (2012) ilk ülke oldu. 20 Mart 2021’de Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğini açıkladı.

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin yürürlüğe girdiği 1 Temmuz 2021’de, ülkenin en büyük şehirlerinde binlerce kadın gösteri yaptı. Pankartlarda “İstanbul Sözleşmesini Yürütün” “Kadın cinayetlerine son verelim” ve “Türkiye dev bir kadın mezarlığıdır” sloganları yer aldı.

Sözleşmeden Vazgeçmek Neden Şiddetin Normalleşmesine Yol Açabilir?

İstanbul Sözleşmesi, kadınların şiddet, evlilik içi tecavüz ve kadın sünnetine karşı haklarını korumak için oluşturulan ilk bağlayıcı yasal belgedir. Bu, anlaşmanın maddelerini ulusal mevzuatlarına uyarlamalarını gerektirdiğinden, onaylanmış devletler için ileriye doğru atılmış önemli bir adımdır.

Orta ve Doğu Avrupa’daki yüksek eş şiddeti (aile içi şiddet) oranları, sosyal hizmetlerin eksikliği, etkisiz mevzuat ve politikalar ve şiddet vakalarına ilişkin yetersiz veriler nedeniyle daha da ağırlaşıyor.

Sözleşme, bu sorunları çok çeşitli mekanizmalar aracılığıyla ele almayı amaçlamaktadır. Örneğin, Türkiye’de toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle ilgili resmi istatistikler eksik ve kadın hakları grupları 2020’de 409 kadının aile içi şiddet nedeniyle öldürüldüğünü bildirdi. İstanbul Sözleşmesi, hükümetlerin veri toplamasını şart koşuyor.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından yürütülen bir araştırma, bölgedeki kadınların sadece %7’sinin aile içi şiddeti polise bildirdiğini ortaya koyuyor. Kadınların çoğu, şiddete maruz kaldıklarında ne yapacaklarını bilemediklerini ve sığınma evlerinden veya yardım sunan yerel hizmetlerden habersiz olduklarını itiraf etti.

Grevio Mekanizması adı verilen ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından denetlenen bağımsız uzman komitesi, üye devletlerin yasal yükümlülüklerini ve tedbirlerin uygulanmasını izlemek üzere Sözleşme tarafından kurulmuştur. Bu da sözleşmeyi onaylanan devletlerin önemli sosyal, yasal ve politik değişiklikler yapmasını ve bunu yapmadıkları durumlarda yasal sorumluluk kabul etmesini gerektirecektir. Bu kulağa iyimser gelse de, siyasi düşmanlık söylemiyle güçlendirilen geri çekilmenin domino etkisi, kadına yönelik şiddetle mücadele için insani, mali ve yasal kaynakları harekete geçirmek yerine tercih edilen yasal boşluk haline gelebilir.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) 2019 Raporu

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2019 yılı verilerine göre açıkladığı raporda, kadına şiddetin yaygın olduğu ülkeler arasında Türkiye; cinsiyet ayrımcılığının en fazla olduğu ülkeler arasında yer alıyor. OECD’ye göre şiddetin yaygın olduğu listede 129 ülke arasında Türkiye 26. sırada yer alıyor. Buna göre Türkiye’de 2019 yılında kadınların yüzde 38’i herhangi yakın bir partneri tarafından fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldı.

Öte yandan OECD’nin açıkladığı 2019 raporunda dikkat çeken bir başka ayrıntı ise Türkiye’de bir aile içi şiddette kocanın veya partnerin belirli koşullar altında eşinin dövmesinin haklı olduğunu kabul eden kadınların oranının yüzde 13,3 olması. Türkiye bu kategoride 152 ülke arasında 94. sırada yer aldı.

Türkiye, OECD ülkeleri arasında kadına karşı şiddetin en yaygın olduğu ülke konumunda. 2012’de 139 bin olan koruma talebi sayısı, 2020 yılında ise yüzde 114 artışla 339 bin 792’ye yükseldi.

OECD’nin 2020 ve 2021 raporları açıklandığında, yazımız içerisinde güncellenerek son veriler paylaşılacaktır.

Kadın, Barış ve Güvenlik Endeksi açıklandı: Türkiye 106. Sırada

Küresel Kadın Barış ve Güvenlik Endeksi (Women Peace and Security Index WPS) verilerindeki eğilimler, kadınların statüsündeki küresel ilerlemenin yavaşladığını ve ülkeler arasında eşitsizliklerin arttığını gösteriyor.

2021 Küresel Kadın, Barış ve Güvenlik Endeksi’ne göre kadınların yaşam kalitesinin en yüksek olduğu ülke Norveç oldu. 170 ülkenin yer aldığı endekste Türkiye 106. sırada yer aldı.

22 Kasım 2021 Salı günü yayınlanan endekste “hiçbir ülke mükemmel bir puan alamasa da, kadınların güçlenmesi anlamında küresel eğilimin doğru bir yöne gittiği” kaydedildi. “Kadın, Barış ve Güvenlik Endeksi”ne göre dünyada kadınlar için yaşam kalitesinin en yüksek olduğu ülke geçen yıl olduğu gibi Norveç oldu.

2021 Endeksindeki puan aralığı çok geniştir ve Norveç en üstte, en altta Afganistan’dan üç kat daha iyi puan aldı.

Kadın Barış ve Güvenlik Endeksi 2021 listesinin ikinci sırasında Finlandiya, 3. sırada İzlanda, 4. sırada Danimarka, 5. sırada Lüksemburg, 6. sırada İsviçre, 7. sırada İsveç, 8. sırada Avusturya, 9. sırada Birleşik Krallık, 10. sırada ise Hollanda yer aldı. Amerika Birleşik Devletleri ise 21. sırada yer alıyor.

Endeksin sonunda ise 170. sırada Afganistan, 169. sırada Suriye, 168. sırada Yemen, 167. sırada Pakistan, 166. sırada Irak yer alıyor.

Cinsiyete dayalı şiddette artış

Türkiye’de kadın cinayetlerinin sayısı önceki yıllara göre önemli ölçüde artmıştır. 474 kadının öldürüldüğü 2019 yılı, ülkede son 10 yılda en fazla kadının öldürüldüğü yıl oldu.

Türkiye’de kadın cinayetlerine dair resmî kurumlar ve kadın örgütleri tarafından açıklanan farklı veriler bulunsa da Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu yıllık raporuna göre 2020 yılında ise erkekler tarafından 300 kadın öldürülmüş, 171 kadın şüpheli şekilde ölü bulunmuştur. 2010-2019 yılları arasında kadın cinayetlerinin sayısında sadece, İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı yıl olan 2011 yılında düşüş görülmüştür.

Kadına Şiddete Hayır

Türkiye’de yıllara göre kadın cinayeti istatistikleri

Türkiye’de kadın cinayetlerine ilişkin veri toplayan sivil oluşumlar: Anıt Sayaç, Bianet ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’dur.

Araştırmalara göre Türkiye’de kadın cinayetlerinin temelde kadın-erkek eşitliğinin reddi ve cinsiyetçilikten kaynaklandığını, birçok kurum ve kesimin açık veya örtük onayıyla işlenen örgütlü, sistematik ve politik cinayetler olduğunu gösteriyor. Her iki cinayetten birinin “bahanesi” ayrılma, reddedilme, kıskançlık olarak ortaya çıkan araştırmalarda; 2009-2013 yılları arasında 949 kadın cinayetinin işlendiği Türkiye’de, her beş kadından birinin sokakta veya kamuya açık alanda katledildiğini de ortaya koyuyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) verilerine göre 2008’de 80 kadın cinayeti yaşanmış ve sırayla, 2009’da 109, 2010’da 180, 2011’de 121, 2012’de 210, 2013’te 237, 2014’te 294, 2015’te 303, 2016’da 328, 2017’de 409, 2018’de 440, 2019’da 474 olmak üzere 2008-2019 yılları arasında toplam 3.185 kadın öldürülmüştür.

2019 yılı Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu raporuna göre 2019’da işlenen 474 kadın cinayetinden 115’i şüpheli olarak kayıtlara geçmiş ve suçluları bulunamamıştır.

2020 yılı raporuna göre ise Türkiye’de 2020 yılında erkekler tarafından 300 kadın öldürülmüş ve 171 şüpheli kadın ölümü gerçekleşmiştir.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) verilerine göre, 2021’in ilk altı ayında toplam 130 kadın cinayeti işlendi.

Türkiye’de kadına yönelik şiddetten ölen kadınlar anısına yapılmış Anıt Sayaç ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun paylaştığı verilerine göre 2021 yılı şimdiye kadarki ölüm sayısı 353 olarak belirlendi.

Erkek Şiddeti En Çok Ev İçinde

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) 25 Kasım 2018 Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde açıkladığı “Küresel Cinayet Raporu”na göre 2017’de 87 bin kadın kasten, bu kadınların yarısından fazlası (yüzde 58’i) partnerleri ya da aile üyeleri tarafından öldürüldü. Bu verilere göre her gün ortalama 137 kadın bir partner ya da aile üyesi tarafından öldürülüyor.

Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Eylem Konferansı

“Kadın Cinayetleri Önlenebilir” kampanyasının ilk adımı olan 2021 Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Eylem Konferansı 27-28 Kasım tarihlerinde düzenleniyor.

Kadın cinayetleri nasıl önlenir? Kadın cinayetleri haberleri nasıl yapılmalı? Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Eylem Konferansı’nda kadınlar tartışacak, “Kadın Cinayetlerini Haberleştirme Kılavuzu” medyanın dikkatine sunulacak.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nün sembolü kırmızı ayakkabı oldu

Türkiye’de kadına yönelik şiddet hakkında kanun

Şiddet gören ya da bu yönde bir tehdit altında bulunan kadın, çocuk, aile bireyi ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurlarının korunması ve bu kişileri hedef alan şiddetin önlenmesi için alınacak önlemleri düzenlemek amacıyla 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, 8 Mart 2012 tarihinde oy birliğiyle TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiş ve 20 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Kadına şiddet nereden çıktı?

Kadına yönelik şiddet tarih boyunca kabul görmüş hatta göz yumulmuştur. 2000 yıldan daha uzun bir süre önce, Roma hukuku bir erkeğe karısı üzerinde ölüm kalım yetkisi veriyor, 18. yüzyılda İngiliz ortak hukuku, bir erkeğe karısını ve çocuklarını başparmağından daha geniş olmayan bir sopa veya kırbaçla disipline etme izni veriyordu.

Kadına yönelik şiddet, tüm dünyada çok eski bir olgu olmasına rağmen, hukuksal ve uluslararası metinlerde insan hakları kavramı çerçevesinde bir sorun olarak ele alınması ve önlenmesine yönelik çalışmaların başlatılması 1960’lar ve 1970’lerde Kadın Kurtuluş Hareketi’nin de etkisiyle aile içi şiddet gündeme geldi.

Yıllar geçtikçe, ülke toplumlarında aile içi şiddet, şiddet içeren bir suç eylemi olarak görülmeye başlandı. Aile içi şiddete karşı tutum değişmeye başladıkça ceza adaleti sistemi de değişti.

Bu yazılarda ilginizi çekebilir; 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu