Kuran-ı Kerim

Hicr Suresi

Hicr Suresi Mekke döneminde inmiştir. 99 âyettir, adını 80. âyette geçen “Hicr” kelimesinden almıştır. Hicr Suresi Arapça-Türkçe okunuşu ve Diyanet Meali

Hicr Suresi; Kuran-ı Kerim’in 15. suresidir. Mekke döneminde inmiştir. 99 âyettir. Sûre, adını 80. âyette geçen “Hicr” kelimesinden almıştır. Hicr, Medine’nin kuzeyinde vaktiyle Semûd kavminin yaşadığı bir yerin adıdır. Hicr Suresi Arapça-Türkçe okunuşu ve Diyanet Meali

(15. Sure) Hicr Suresi Hakkında Kısa Bilgi

Sure adını, 80. ayetteki Hicr kelimesinden almıştır. Hicr, Semud kavminin yaşadığı yerin adıdır. Hicr, Medine ile Şam arasında bir vadidir. Hicr suresi 99 ayettir. Sure Mekke’de, Yusuf suresinden sonra inmiştir. Surenin 87. ayetinin Medine’de indiği rivayeti de vardır. Kuran’da resmi sırası itibarıyla 15., iniş sırasına göre ise 54. suredir.

Hicr Suresinin Fazileti Hakkında Hadisi Şerifler

  • Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim bu sureyi (Hicr Suresini) okursa, Muhacir ve Ensarla alay edenlerin sayısınca on sevap verilir.”(Kadı Beyzavi, Beyzavi Tefsir (Envarut-Tenzil ve Esrarut-Te’vil), 1/536)

Hicr Suresinin Sırları Hakkında Rivayetler

  • Ticaretin Kazançlı olması için 3 defa okunur.
  • Her kim bu sureyi yazıp muska şeklinde yaptıktan sonra üzerinde taşımaya devam ederse, hayır ve bereketi artar.
  • Her kim Hicr Suresinin 9. ayetini yazar ve 40 defa okuduktan sonra üzerinde taşırsa, Allah’ın koruması altına girer. Allah’u Teala onu her türlü kaza ve belalardan korur.
  • Her kim makam ve mevki sahipleri tarafından kabul görmek ve herkes tarafından sevilip sayılmak için Hicr suresinin 16. ayetini bir kağıda yazıp asmalı veya üzerinde taşımalıdır.

Abdulbasit Abdussamed – Hicr Suresi Dinle

Hicr Suresi Latin Harfli Okunuşu Ve Türkçe Meali

Bismillâhirrahmânirrahîm

Besmele

Hicr 1. Ayet: Elif lâm râ tilke âyâtul kitâbi ve kur’ânin mubîn(mubînin).
Elif, lâm, râ. İşte bunlar, Kitab’ın ve Kur’ân-ı Mübîn’in (açıkça beyan edilmiş Kur’ân’ın) âyetleridir.

Hicr 2. Ayet: Rubemâ yeveddullezîne keferû lev kânû muslimîn(muslimîne).
İhtimal ki; kâfirler “Keşke müslüman (teslim olanlar) olsaydık.” diye temenni edecekler.

Hicr 3. Ayet: Zerhum ye’kulû ve yetemetteû ve yulhihimul emelu fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
Onları terket (bırak). Yesinler ve metalansınlar (faydalansınlar) ve emel(ler) onları oyalasın (meşgul etsin). Fakat yakında bilecekler.

Hicr 4. Ayet: Ve mâ ehleknâ min karyetin illâ ve lehâ kitâbun ma’lûm(ma’lûmun).
Ve Biz hiçbir ülkeyi, onun malûm (bilinen) bir kitabı olmaksızın helâk etmedik.

Hicr 5. Ayet: Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste’hırûn(yeste’hırune).
Hiçbir ümmet, ecelini evvele alamaz ve tehir edemez (geciktiremez, sonraya alamaz).

Hicr 6. Ayet: Ve kâlû yâ eyyuhellezî nuzzile aleyhiz zikru inneke le mecnûn(mecnûnun).
Ve: “Ey kendisine zikir indirilen! Gerçekten sen, mutlaka mecnunsun (delisin).” dediler.

Hicr 7. Ayet: Lev mâ te’tînâ bil melâiketi in kunte minas sâdıkîn(sâdıkîne).
Eğer sen sadıklardansan, bize melekleri getirmen gerekmez miydi?

Hicr 8. Ayet: Mâ nunezzilul melâikete illâ bil hakkı ve mâ kânû izen munzarîn(munzarîne).
Biz hak ile olmaksızın melekleri indirmeyiz. O taktirde onlara mühlet de (zaman da) verilmez.

Hicr 9. Ayet: İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).
Muhakkak ki zikri (Kur’ân-ı Kerim’i), Biz indirdik. O’nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.

Hicr 10. Ayet: Ve le kad erselnâ min kablike fî şiyaıl evvelîn(evvelîne).
Ve andolsun senden önce, evvelki toplumlara da (resûller) gönderdik.

Hicr 11. Ayet: Ve mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Onlara (hiç) bir resûl gelmedi ki; onunla alay etmiş olmasınlar.

Hicr 12. Ayet: Kezâlike neslukuhu fî kulûbil mucrimîn(mucrimîne).
İşte böylece onu (alay etmeyi), mücrimlerin kalplerine sokarız.

Hicr 13. Ayet: Lâ yu’minûne bihî ve kad halet sunnetul evvelîn(evvelîne).
Evvelkilerin sünneti (adeti) gelip geçtiği halde onlar, ona (resûle) îmân etmezler.

Hicr 14. Ayet: Ve lev fetahnâ aleyhim bâben mines semâi fe zallû fîhi ya’rucûn(ya’rucûne).
Ve onlara semadan bir kapı açsak, böylece oradan yükselseler (çıksalar) bile.

Hicr 15. Ayet: Le kâlû innemâ sukkiret ebsârunâ bel nahnu kavmun meshûrûn(meshûrûne).
Mutlaka: “Sadece gözlerimiz bağlandı (engellendi, gerçeği göremiyoruz). Hayır, biz büyülenmiş bir kavimiz.” demiş olacaklar.

Hicr 16. Ayet: Ve le kad cealnâ fis semâi burûcen ve zeyyennâhâ lin nâzırîn(nâzırîne).
Andolsun ki; Biz semada burçlar kıldık. Ve bakanlar için onu süsledik.

Hicr 17. Ayet: Ve hafıznâhâ min kulli şeytânin recîm(recîmin).
Ve Biz, onu taşlanmış (kovulmuş) şeytan(lar)ın hepsinden muhafaza ettik.

Hicr 18. Ayet: İllâ menisterakas sem’a fe etbeahu şihâbun mubîn(mubînun).
Ancak kim duyma hırsızlığı yaptıysa (gaybî bilgileri çalmak istediyse), o zaman onu açıkça yakıcı bir ateş parçası takip etti.

Hicr 19. Ayet: Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli şey’in mevzûn(mevzûnin).
Ve yeryüzü; onu uzattık (yaydık) ve oraya büyük dağlar koyduk. Ve orada her şeyden (bütün bitkilerden) mevzun (birbiriyle orantılı) olarak bitkiler yetiştirdik.

Hicr 20. Ayet: Ve cealnâ lekum fîhâ meâyişe ve men lestum lehu bi râzıkîn(râzıkîne).
Sizin için de, sizin rızıklandırılanlar olmadığınız kimseler için de, maişetler (geçim kaynakları) kıldık.

Hicr 21. Ayet: Ve in min şey’in illâ indenâ hazâinuhu ve mâ nunezziluhû illâ bi kaderin ma’lûm(ma’lûmin).
Hazinesi bizim yanımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Malûm (bilinen) bir kaderi (takdir edilmiş miktarı) olmaksızın onu indirmeyiz.

Hicr 22. Ayet: Ve erselner riyâha levâkıha fe enzelnâ mines semâi mâen fe eskaynâkumûh(eskaynâkumûhu), ve mâ entum lehu bi hâzinîn(hâzinîne).
Ve Biz, rüzgârları (yağmur) yüklü olarak gönderdik. Böylece semadan su indirdik de, sizi onunla suladık. Ve onun (suyun) hazinelerini (denizleri, nehirleri, toprak altı ve toprak üstü su kaynaklarını, gölleri) oluşturan siz değilsiniz.

Hicr 23. Ayet: Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul vârisûn(vârisûne).
Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve varis olanlar da Biziz.

Hicr 24. Ayet: Ve le kad alimnel mustakdimîne minkum ve le kad alimnel muste’hırîn(muste’hırîne).
Andolsun ki; sizden evvelkileri biliyoruz. Ve andolsun ki; sonrakileri de biliyoruz.

Hicr 25. Ayet: Ve inne rabbeke huve yahşuruhum, innehu hakîmun alîm(alîmun).
Ve muhakkak ki; senin Rabbin, O, onları haşreder (huzurunda toplar). Muhakkak ki; O, Hakîm’dir, Alîm’dir.

Hicr 26. Ayet: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

Hicr 27. Ayet: Vel cânne halaknâhu min kablu min nâris semûm(semûmi).
Ve cânn; onu, daha önce semûm’un ateşinden yarattık.

Hicr 28. Ayet: Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben mutlaka, “hamein mesnûn olan salsalin”den (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) bir beşer (insan) halkedeceğim.”

Hicr 29. Ayet: Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
Artık onu dizayn edip, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!

Hicr 30. Ayet: Fe secedel melâiketu kulluhum ecmaûn(ecmaûne).
Böylece meleklerin hepsi birden, toplu olarak secde etti.

Hicr 31. Ayet: İllâ iblîs(iblîse), ebâ en yekûne meas sâcidîn(sâcidîne).
İblis hariç. Secde edenlerle beraber olmaktan (direnerek) kaçındı.

Hicr 32. Ayet: Kâle yâ iblîsu mâ leke ellâ tekûne meas sâcidîn(sâcidîne).
Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “Ey iblis! Sen niçin secde edenlerle beraber olmadın?”

Hicr 33. Ayet: Kâle lem ekun li escude li beşerin halaktehu min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
(İblis) “Ben, hamein mesnun (standart bir şekil verilmiş, organik dönüşüme uğramış) olan salsalinden halkettiğin bir beşere secde etmem (eden olmam).” dedi.

Hicr 34. Ayet: Kâle fahruc minhâ fe inneke recîm(recîmun).
(Allahû Tealâ şöyle) buyurdu: “Hemen oradan çık! Muhakkak ki; sen bu sebeple kovuldun.”

Hicr 35. Ayet: Ve inne aleykel lâ’nete ilâ yevmid dîn(dîni).
Ve muhakkak ki; lânet, dîn gününe (karşılıkların, ceza veya mükâfatın verildiği güne) kadar senin üzerinedir.

Hicr 36. Ayet: Kâle rabbi fe enzırnî ilâ yevmi yub’asûn(yub’asûne).
(İblis): “Rabbim, öyleyse bana beas gününe (diriltilecekleri güne) kadar zaman ver.” dedi.

Hicr 37. Ayet: Kâle fe inneke minel munzarîn(munzarîne).
(Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Öyleyse sen, gerçekten mühlet (süre) verilenlerdensin.”

Hicr 38. Ayet: İlâ yevmil vaktil ma’lûm(ma’lûmi).
Malûm olan (bilinen) vaktin gününe kadar.

Hicr 39. Ayet: Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne lehum fil ardı ve le ugviyennehum ecmeîn(ecmeîne).
(İblis şöyle) dedi: “Rabbim, beni azdırmandan dolayı, onlara mutlaka yeryüzünde (azgınlığı) süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım.

Hicr 40. Ayet: İllâ ıbâdeke minhumul muhlasîn(muhlasîne).
Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.

Hicr 41. Ayet: Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).
Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”

Hicr 42. Ayet: İnne ıbâdî leyse leke aleyhim sultânun illâ menittebeake minel gâvîn(gâvîne).
Azgın olanlardan (iğvaya düşürdüklerinden) sana tâbî olan kimseler hariç, muhakkak ki; benim kullarım üzerinde senin bir sultanlığın (gücün) yoktur.

Hicr 43. Ayet: Ve inne cehenneme le mev’ıduhum ecmaîn(ecmeîne).
Ve onların hepsine vaadedilen yer, elbette, mutlaka cehennemdir.

Hicr 44. Ayet: Lehâ seb’atu ebvâb(ebvâbin), likulli bâbin minhum cuz’un maksûm(maksûmun).
Onun (cehennemin) 7 kapısı vardır. Her kapı için onlardan taksim edilmiş (bölünmüş) bir grup vardır.

Hicr 45. Ayet: İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûn(uyûnin).
Muhakkak ki; takva sahipleri, cennetlerin içinde ve pınarlar başındadırlar.

Hicr 46. Ayet: Udhulûhâ bi selâmin âminîn(âminîne).
Emin olarak, selâm ile oraya (cennete) girin!

Hicr 47. Ayet: Ve neza’nâ mâ fî sudûrihim min gıllin ıhvânen alâ sururin mutekâbilîn(mutekâbilîne).
Ve onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip çıkardık. Onlar, kardeş olarak karşılıklı tahtlar üzerindedirler.

Hicr 48. Ayet: Lâ yemessuhum fîhâ nasabun ve mâ hum minhâ bi muhrecîn(muhrecîne).
Onlara, orada bir yorgunluk dokunmaz. Ve onlar, oradan çıkarılacak değildirler.

Hicr 49. Ayet: Nebbî’ ibâdî ennî enel gafûrur rahîm(rahîmu).
Kullarıma haber ver. Muhakkak ki; Ben Gafur’um (mağfiret edenim) ve Rahîm’im (rahmet edenim, rahmet nuru gönderenim).

Hicr 50. Ayet: Ve enne azâbî huvel azâbul elîm(elîmu).
Ve muhakkak ki; Benim azabım; o, elîm (çok acı) bir azaptır.

Hicr 51. Ayet: Ve nebbi’hum an dayfi ibrâhîm(ibrâhîme).
Ve onlara, İbrâhîm (A.S)’ın misafirlerinden haber ver.

Hicr 52. Ayet: İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâ(selâmen), kâle innâ minkum vecilûn(vecilûne).
Onun yanına girdikleri zaman: “Selâm (olsun)” dediler. (İbrâhîm A.S) şöyle dedi: “Gerçekten biz sizden korkuyoruz.”

Hicr 53. Ayet: Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke bi gulâmin alîm(alîmin).
(İbrâhîm (A.S)’ın misafirleri) şöyle dediler: “(Siz) korkmayın! Muhakkak ki; biz seni, bir âlim (erkek) çocuk ile müjdeliyoruz.”

Hicr 54. Ayet: Kâle e beşşertumûnî alâ en messeniyel kiberu fe bime tubeşşirûn(tubeşşirûne).
“Bana ihtiyarlık gelmişken mi beni müjdeliyorsunuz? Böyleyken ne ile müjdeliyorsunuz?” dedi.

Hicr 55. Ayet: Kâlû beşşernâke bil hakkı fe lâ tekun minel kânıtîn(kânıtîne).
“Biz seni hak ile müjdeledik. Artık ‘ümit kesenler’den olma.” dediler.

Hicr 56. Ayet: Kâle ve men yaknetu min rahmeti rabbihî illad dâllûn(dâllûne).
“Dalâlette olanlardan başka, kim Rabbinin rahmetinden ümidini keser?” dedi.

Hicr 57. Ayet: Kâle fe mâ hatbukum eyyuhel murselûn(murselûne).
Şöyle dedi: “Ey elçiler! Bundan sonra sizin konuşacağınız konu nedir?”

Hicr 58. Ayet: Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîn(mucrimîne).
“Muhakkak ki; biz, mücrim (günahkâr) bir kavme gönderildik.” dediler.

Hicr 59. Ayet: İllâ âle lût(lûtın), innâ le muneccûhum ecma’în(ecma’îne).
Lut’un ailesi hariç, muhakkak ki; Biz onların hepsini mutlaka kurtaracağız.

Hicr 60. Ayet: İllemre’etehu kaddernâ innehâ le minel gâbirîn(gâbirîne).
Onun hanımı (kadını) hariç. Çünkü onun mutlaka geride kalanlardan (helâk olacaklardan) olmasını takdir ettik.

Hicr 61. Ayet: Fe lemmâ câe âle lûtınil murselûn(murselûne).
Böylece, gönderilmiş olan resûller (elçiler), Lut’un ailesine geldiği zaman…

15/ Hicr Suresi – Ayet –62: Kâle innekum kavmun munkerûn(munkerûne).
(Lut (A.S) şöyle) dedi: “Muhakkak ki; siz tanınmayan bir kavimsiniz (yabancı bir topluluksunuz).”

15/ Hicr Suresi – Ayet –63: Kâlû bel ci’nâke bi mâ kânû fîhi yemterûn(yemterûne).
“Hayır, biz, onların hakkında şüphe ettikleri şey ile sana geldik.” dediler.

15/ Hicr Suresi – Ayet –64: Ve eteynâke bil hakkı ve innâ le sâdikûn(sâdikûne).
Ve biz sana hakkı getirdik. Ve muhakkak ki; biz sadıklarız (doğru söyleyenleriz).

15/ Hicr Suresi – Ayet –65: Fe esri bi ehlike bi kıt’ın minel leyli vettebı’ edbârehum ve lâ yeltefit minkum ehadun vamdû haysu tu’merûn(tu’merûne).
Hemen ailenle, gecenin bir kısmında yürüyerek yola çıkın! Onların arkasından, onları takip et. Sizden hiçbiriniz arkasına dönüp bakmasın. Ve emrolunacağınız yere gidin.

15/ Hicr Suresi – Ayet –66: Ve kadaynâ ileyhi zâlikel emre enne dâbire hâulâi maktûun musbihîn(musbihîne).
Ve onların “arkası kesilmiş (nesli tükenmiş)” olarak sabahlayacakları (helâk olup yok olacakları) emrini, ona bildirdik.

15/ Hicr Suresi – Ayet –67: Ve câe ehlul medîneti yestebşirûn(yestebşirûne).
Ve şehir halkı, birbirini müjdeleyerek geldi.

15/ Hicr Suresi – Ayet –68: Kâle inne hâulâi dayfî fe lâ tefdahûn(tefdahûni).
(Lut A.S) şöyle dedi: “Muhakkak ki; bunlar benim misafirlerimdir. Artık beni mahçup etmeyin(utandırmayın).”

15/ Hicr Suresi – Ayet –69: Vettekullâhe ve lâ tuhzûn(tuhzûni).
Allah’a karşı takva sahibi olun, sakının. Beni alçaltmayın (rezil etmeyin).

15/ Hicr Suresi – Ayet –70: Kâlû e ve lem nenheke anil âlemîn(âlemîne).
Biz seni elâlemin (başkalarının) işine karışmaktan nehyetmedik (men etmedik) mi?

15/ Hicr Suresi – Ayet –71: Kâle hâulâi benâtî in kuntum fâilîn(fâilîne).
Şöyle dedi: “Eğer düşündüğünüzü yapacaksanız işte bunlar, benim kızlarım.”

15/ Hicr Suresi – Ayet –72: Le amruke innehum le fî sekretihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Ömrüne andolsun ki; muhakkak ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.

15/ Hicr Suresi – Ayet –73: Fe ehazethumus sayhatu muşrikîn(muşrikîne).
Böylece, müşrikleri (güneş doğduğu vakit orada bulunanları) bir sayha (korkunç bir ses dalgası) aldı, yakaladı.

15/ Hicr Suresi – Ayet –74: Fe cealnâ âliyehâ sâfilehâ ve emternâ aleyhim hıcâreten min siccîl(siccîlin).
Böylece onun (o beldenin) üstünü altına getirdik. Onların üzerine siccîl’den (öldürücü) taşlar yağdırdık.

15/ Hicr Suresi – Ayet –75: İnne fî zâlike le âyâtin lil mutevessimîn (mutevessimîne).
İşte bunda, ibretle izleyenler için, elbette deliller vardır.

15/ Hicr Suresi – Ayet –76: Ve innehâ le bi sebîlin mukîm(mukîmîn).
Ve muhakkak ki o gerçekten, yol üzerinde mukîmdir (hâlâ durmaktadır).

15/ Hicr Suresi – Ayet –77: İnne fî zâlike le âyeten lil mu’minîn(mu’minîne).
Muhakkak ki; bunda mü’minler (nefslerinin kalbine îmân yazılmış olanlar) için elbette deliller (ibretler) vardır.

15/ Hicr Suresi – Ayet –78: Ve in kâne ashâbul eyketi le zâlimîn (zâlimîne).
Eyke halkı da gerçekten zalim idiler.

15/ Hicr Suresi – Ayet –79: Fentekamnâ minhum, ve innehumâ le bi imâmin mubîn(mubînin).
Bu sebeple onlardan da intikam aldık ve muhakkak ki; ikisi de (iki şehir de) gerçekten, açıkça bir rehberdir(gelecek nesillere ibrettir).

15/ Hicr Suresi – Ayet –80: Ve le kad kezzebe ashâbul hıcril murselîn(murselîne).
Andolsun ki; Hicr halkı, gönderilen resûlleri yalanladı.

15/ Hicr Suresi – Ayet –81: Ve âteynâhum âyâtinâ fe kânû anhâ mu’rıdîn(mu’rıdîne).
Onlara âyetlerimizi (mucizelerimizi, delillerimizi) verdik. Fakat onlar, ondan yüz çevirdiler.

15/ Hicr Suresi – Ayet –82: Ve kânû yanhıtûne minel cibâli buyûten âminîn(âminîne).
Ve onlar, dağlardan (sağlamlığına) güvenilir evler (yontarak) oyuyorlardı.

15/ Hicr Suresi – Ayet –83: Fe ehazethumus sayhatu musbıhîn(musbıhîne).
Böylece sabah vaktine erenleri (sabaha çıkanları), bir sayha (korkunç bir ses) yakaladı.

15/ Hicr Suresi – Ayet –84: Fe mâ agnâ anhum mâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
Böylece, iktisab ettikleri (kazanmış oldukları) şeyler, onlara bir fayda vermedi.

15/ Hicr Suresi – Ayet –85: Ve mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakk(hakkı), ve innes sâate le âtiyetun fasfehıs safhal cemîl(cemîle).
Biz semaları ve yeryüzünü ve o ikisinin arasındaki şeyleri, başka bir şey için yaratmadık. Ancak hak ile yarattık. Ve muhakkak ki; o saat (kıyâmet) mutlaka gelecektir. Artık onlardan güzellikle yüz çevir.

15/ Hicr Suresi – Ayet –86: İnne rabbeke huvel hallâkul alîm(alîmu).
Muhakkak ki; senin Rabbin, O; yaratan ve bilendir.

15/ Hicr Suresi – Ayet –87: Ve le kad âteynâke seb’an minel mesânî vel kur’ânel azîm(azîme).
Ve andolsun ki; sana mesânî(ikinci)den 7’yi (7’liyi, 7’li olarak) ve Kur’ân-ul Azîm’i verdik.

15/ Hicr Suresi – Ayet –88: Lâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihî ezvâcen minhum ve lâ tahzen aleyhim vahfıd cenâhake lil mu’minîn(mu’minîne).
Onlardan bir kısmına çifter çifter (bol bol) met’a olarak verdiğimiz şeylere gözlerini dikme. Onlar için mahzun olma. Mü’minlere (kalplerine îmân yazılmış olan kimselere) kanatlarını indir (mutevazi ol, himaye et).

15/ Hicr Suresi – Ayet –89: Ve kul innî enen nezîrul mubîn(mubînu).
“Ve muhakkak ki; ben apaçık (uyaran, açıklayan, beyan eden) bir nezirim.” de.

15/ Hicr Suresi – Ayet –90: Ke mâ enzelnâ alel muktesimîn(muktesimîne).
Muktesimlere (kısım kısım ayıranlara) indirdiğimiz gibi.

15/ Hicr Suresi – Ayet –91: Ellezîne cealûl kur’âne ıdîn(ıdîne).
Onlar, Kur’ân-ı Kerim’i parça parça kıldılar.

15/ Hicr Suresi – Ayet –92: Fe ve rabbike le nes’elennehum ecmaîn(ecmaîne).
Artık Rabbine andolsun ki; onların hepsine mutlaka soracağız.

15/ Hicr Suresi – Ayet –93: Ammâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Yapmış oldukları şeylerden.

15/ Hicr Suresi – Ayet –94: Fasda’ bi mâ tu’meru ve a’rıd anil muşrikîn(muşrikîne).
Artık emrolunduğun şeyi açıkça bildir. Ve müşriklerden yüz çevir.

15/ Hicr Suresi – Ayet –95: İnnâ kefeynâkel mustehziîn(mustehziîne).
Muhakkak ki; Biz, alay edenlere karşı sana kâfiyiz (yeteriz).

15/ Hicr Suresi – Ayet –96: Ellezîne yec’alûne meallâhi ilâhen âhar(âhare), fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
Allah ile beraber başka ilâh kılanlar (kabul edenler), artık yakında bilecekler (öğrenecekler).

15/ Hicr Suresi – Ayet –97: Ve le kad na’lemu enneke yadîku sadruke bi mâ yekûlûn(yekûlûne).
Andolsun ki; Biz, onların söylediklerinden dolayı senin göğsünün daraldığını biliyoruz.

15/ Hicr Suresi – Ayet –98: Fe sebbih bi hamdi rabbike ve kun mines sâcidîn(sâcidîne).
Öyleyse Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.

15/ Hicr Suresi – Ayet –99: Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn(yakînu).
Ve sana “yakîn” gelinceye (son yakîne, Hakk’ul yakîne, Allah’a köle olmaya ulaşıncaya) kadar Rabbine kul ol!

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu