Kuran-ı Kerim

Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler

Kuran-ı Kerim

Kuran-ı Kerim İslam’ın kutsal kitabıdır.

Kur’ân sözcüğü Arapça qarâ’â (قرأ) “okudu” anlamındaki sözcüğünün üç harfli mastarıdır, “okunan şey, okumak” anlamlarına gelir. Kerîm ise “soylu, asil, eli açık, cömert” anlamlarına gelir. Kur’ân kelimesi, Kur’ân’ın 58 ayetinde geçer.

Birçok âyette “el-Kitâb” kelimesinin Kur’ân anlamında kullanılmıştır.

“Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.” (Bakara Suresi 2.Ayet)

Kuran-ı Kerim 114 sûre, 30 cüz ve 6666 ayetten oluşur.

Kuran, “sure” adı verilen bölümden oluşur. Kur’an 114 sureden müteşekkildir. Bu surelerin 86’sı Mekke’de, 28’i Medine’de nüzul (iniş) olmuştur.

Kur’an, vahiy yoluyla nüzul etmiş Allah kelamıdır, dili Arapça’dır.

Kur’ân

Kur’ân-ı Hakîm, her ayet ve suresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kuran, mucizeli ve açık beyanlarıyla sonsuz haşmet sahibi ve her şeyi sanatla yapan Allahu Teala’nın fiil ve işlerini, eserlerini düşünen, bakan gözlere gösterir.  Eserleri ve fiillerinde Esmaül Hüsna’yı (en güzel isimlerini) meydana çıkararak haşir, tevhid gibi asıl maksat ve gayeleri açıkça beyan eder.

“O’dur ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra iradesini semâya yöneltti ve gökleri yedi tabaka olarak tanzim etti. O herşeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara Sûresi 29. Ayet)

“Yeryüzünü bir döşek, dağları birer kazık yapmadık mı? Sizi de çift çift yarattık. Uykunuzu bir dinlenme vasıtası kıldık. Geceyi bir örtü yaptık. Gündüzü bir maişet vakti kıldık. Üzerinizde yedi sağlam semâ kurduk. Gökyüzüne parıl parıl parlayan bir kandil astık. Yağışa hazır bulutlardan, bol bol su indirdik. Onunla yerden daneler ve bitkiler, gür ağaçlı bahçeler çıkardık. Şüphesiz, hüküm günü belirlenmiş bir vakittir.” (Nebe’ Sûresi 6-17)

Kur’an, ayetleri ve sureleriyle insanların bakışlarına, gözlerine İlahi sanatları zikreder, gösterir. Sonra neticesi ve özeti olarak o güzel sanatları, işleri, olayları Esmaül Hüsna içinde yerleştirir. İnsanı her şekilde ve yerde düşünmeye sevk eder, akla havale eder.

“De ki: Kimdir gökten ve yerden sizi rızıklandıran? Kimdir kulak ve gözler yaratıp size veren? Kimdir ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran? Kimdir kâinatı yerli yerince tedbir ve idare eden? Onlar diyecekler ki, ‘Allah’tır.’ Öyle ise, ‘Hâlâ Ona ortak koşmaktan korkmaz mısınız?’ de. İşte, Hak olan Rabbiniz Allah Odur.” (Yunus Sûresi 31-32)

Kur’ân bazen, Allah’ın yarattığı mahlukatı belli bir düzen ve tertip ile zikreder. Sonra o yaratılan mahlukat içinde bir düzen ve ölçü olduğunu göstererek, Esmaül Hüsna ile bir ayine, bir yansıma ve sıfatlarının tecellisini gösterir. Bir nevi o adı geçen mahluklar, yaratılanlar birer sözdür, kelimelerdir. Cenab-ı Hakkın isimlerinin özetidir, çekirdekleridir.

And olsun ki Biz insanı çamurun özünden yarattık. Sonra onu sağlam ve korunmuş olan anne rahmine bir damla su olarak yerleştirdik. Sonra o su damlasını rahme asılı pıhtılaşmış bir kan olarak yarattık. O pıhtılaşmış kanı bir parça et olarak yarattık. O et parçasını kemikler olarak yarattık. Kemiklere de et giydirdik. Sonra da onu bam başka bir yaratışla inşa ettik. Yaratıcılık mertebelerinin en güzelinde olan Allah’ın şânı ne yücedir!” (Mü’minûn Sûresi 12-14)

Bazen Kur’ân, Cenâb-ı Hakkın fiillerini ayrıntılarıyla beyan eder. Sonra bir özet ile tamamlar, neticelendirir. Ayrıntıları ile kanaat verir; özeti ile hıfzettirir, bağlar.

“Rabbin seni böylece seçkin kılacak, sana rüya tabirini öğretecek ve bundan önce ataların İbrahim ve İshak üzerine nimetini tamamladığı gibi, senin ve Yakuboğullarının üzerine de nimetini tamamlayacaktır. Muhakkak ki senin Rabbin Alîm ve Hakîmdir.” (Yusuf Sûresi 6)

“De ki: Ey mülkün hakikî sahibi olan, âlemlerde dilediği gibi tasarruf eden Allahım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden de mülkü çeker alırsın.” (Âl-i İmrân Sûresi 26)

Kur’ân, bazen değişikliklere uğrayan, değişik durumlara maruz kalan küçük, ferdi şeyleri zikreder. Onları sabit, değişmeyen gerçekler suretine çevirmek için sabit, nurani, umumi, büyük ve kapsamlı isimler ile özetler, bağlar. Veyahut tefekküre, düşünmeye, ibrete teşvik eder, tesirli bir beyanlar özetler ve son verir.

“Ehlî hayvanlarda da sizin için birer ibret vardır. Onların karınlarında, kan ile fışkı arasından çıkan ve içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir sütle sizi besleriz.” (Nahl Sûresi 66)

“Onda insanlar için şifa bulunur. Düşünen bir topluluk için şüphesiz bunda bir delil vardır.” (Nahl Sûresi 69)

Risale-i Nur’da Kuran Tanımı ve Tarifi

Kur’ân nedir, tarifi nasıldır?

  • şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi,
  • ve âyât-ı tekvîniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi,
  • ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri,
  • ve zeminde ve gökte gizli esmâ-i İlâhiyenin mânevî hazinelerinin keşşafı,
  • ve sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikin miftahı,
  • ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı,
  • ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhâniyenin hazinesi,
  • ve şu İslâmiyet âlem-i mânevîsinin güneşi, temeli, hendesesi,
  • ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritası,
  • ve Zât ve sıfât ve esmâ ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, burhan-ı kàtıı, tercüman-ı sâtıı,
  • ve şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi,
  • ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetin mâ ve ziyası,
  • ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi,
  • ve insaniyeti saadete sevk eden hakikî mürşidi ve hâdîsi,
  • ve insana hem bir kitab-ı şeriat,
  • hem bir kitab-ı dua,
  • hem bir kitab-ı hikmet,
  • hem bir kitab-ı ubûdiyet,
  • hem bir kitab-ı emir ve davet,
  • hem bir kitab-ı zikir,
  • hem bir kitab-ı fikir,
  • hem bütün insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, câmi’ bir kitab-ı mukaddestir.
  • Hem bütün evliya ve sıddıkîn ve urefâ ve muhakkıkînin muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitab-ı semâvîdir.

Kur’ân Arş-ı Âzamdan, İsm-i Âzamdan, her ismin mertebe-i âzamından geldiği için, On İkinci Sözde beyan ve ispat edildiği gibi,

Kur’ân,

  • bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelâmıdır;
  • hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır;
  • hem bütün semâvât ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır;
  • hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir;
  • hem saltanat-ı âmme-i Sübhâniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir;
  • hem rahmet-i vâsia-i muhîta nokta-i nazarında bir defter-i iltifâtât-ı Rahmâniyedir;
  • hem Ulûhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır;
  • hem İsm-i Âzamın muhitinden nüzul ile Arş-ı Âzamın bütün muhâtına bakan ve teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir.

“Kelâmullah” ünvanı, kemâl-i liyakatle Kur’ân’a verilmiş ve daima da veriliyor.

Yirmi Beşinci Söz

Mushaf Nedir?

Mushaf; Kuran’ın bugünkü haliyle kitap halinde toplanılmış şekline Mushaf denir. “Mushaf”, “iki kapak arasındaki sayfalar” anlamına gelen bir kelimedir. Habeşçe mişhaf kelimesinden gelir.

 

İlgili Diğer Konular

 

Nukteler.com’u Facebook’tan takip etmeyi unutmayın!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu