Kuran-ı Kerim

Âl-i İmran Suresi 26. ve 27. Ayet iniş (nüzul) sebebi?

Âl-i imran Suresi 26. ve 27. ayetleri nüzul yani iniş sebebi nedir? Âl-i İmran Suresi 26-27. ayetleri iniş nedeni olarak iki rivayet aktarılmıştır.

Âl-i imran Suresi 26. ve 27. ayet nüzul yani iniş sebebi nedir? Âl-i İmran Suresi 26-27. ayetleri iniş nedeni olarak iki rivayet aktarılmıştır.

Kuran-ı Kerim 3. suresi olan Âl-i İmran Suresinde geçen 26. ve 27. ayet iniş sebebi hakkında, ayetlerin nüzul nedeni hangi olaydan sonra nazil olduğu hakkında bilgileri Diyanet İşleri Başkanlığı ve İslam alimleri eserlerinden derledik.

Âl-i İmran Suresi Yirmialtıncı ve Yirmiyedinci ayetler nüzul yani iniş nedeni olarak iki rivayet aktarılmıştır. Bunlardan birinci rivayet olan;

Âl-i imran Suresi 26. ve 27. Ayet iniş Sebebi 

Âl-i İmran Suresinde geçen 26. ve 27. ayetleri hakkında nüzul yani iniş nedeni olarak iki rivayet aktarılmıştır.

Bunlardan birinci rivayet olan;

Sahabelerden İbni Abbas (ra) ve Enes b.Malik (ra)’dan yapılan sahih rivayete göre, 

26. Ayet Nüzul (iniş) Sebebi 

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Mekke’yi fethettikten sonra ümmetine ileride Fars (İran ve dolayları), Rum (Bizans)’ın fethedileceğini ve İslam beldesi olacaklarını müjdelemiş ve va’detmişti.

Bunu duyan Yahudiler ve bazı münafıklar: “Hayal ürünü bu, çok uzak bir iş; Muhammed (s.a.v) nerede, Fars ve Rum nerede? Onlar Muhammed’den (s.a.v) çok güçlü ve çok daha engelleyici bir kuvvete sahiptirler. Mekke ve Medine Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) yetmiyor da İran ve Bizans’ın mülküne göz dikiyor.” dediler.

Bu olay üzerine bu ayetler nazil oldu. Allahu Teala’nın mülkü, iktidarı istediğine istediği zaman verebileceği bildirildi.

Ünlü müffessirlerden (tefsir âlimi) Katade ise şöyle rivayet etmiştir;

Resûlullah Efendimiz (s.a.v) Rabbinden Fars ve Rum ülkelerinin kendisine verilmesini diledi. Bunun üzerine bu ayet indi.

Ayetin nazil oluş nedeni için diğer ikinci rivayet ise; 

Hendek savaşı yapıldığı yılda Resûlullah Efendimiz hendeklerin kazılacağı yerleri belirlemiş, aralarında Selman-ı Farisi’nin de bulunduğu her 10 kişilik grup kendisine ait yerleri kazarken, hendeğin orta yerinde büyük bir kaya çıkar. Kayayı parçalamaya çalışırlar ancak başarılı olamazlar. Bu durumu Allah Resûlü’ne bildirirler. Peygamber Efendimiz gelerek hendeğe iner ve Selman-ı Farisi’nin elindeki balyozu alarak taşa vurur. Taş kıvılcım ve ışık saçarak ortalığı aydınlatır, kaya çatlar. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz tekbir getirir ve orada bulunanlarda tekbir getirirler.

Resûlullah Efendimiz kayaya ikinci bir darbe daha indirir. Yine bir şimşek ve kıvılcım saçarak ortalık aydınlanır. Aynı şekilde tekrar tekbir getirirler.

Resûlullah Efendimiz üçüncü sefer tekrar bir darbe daha taşa vurarak taşı kırarak parçalar. Aynı şekilde kıvılcım ve şimşek gibi ışık saçarak ortalığı aydınlatır. Tekrar tekbir getirirler.

Sonra Efendimiz birinci çakan ışıkta kendisine Hıyre’nin ve Kisrâ’nın şehirlerinin köşkleri göründüğünü; ikinci ışıkta Rum diyarının kırmızı köşkleri göründüğünü; üçüncü ışıkta ise San‘a’nın köşkleri göründüğünü haber verir.

Hz. Cebrâil (a.s.) da, Ümmet-i Muhammed’in kısa zaman sonra bunları ele geçireceklerini ve fethedeceklerini Resûlullah Efendimiz’e müjdeler. Bu müjdeye Müslümanlar çok sevindiler.

Münafıklar ise: “Ne tuhaf insanlarsınız! Muhammed sizi boş ümitlerle oyalıyor, asılsız va‘dlerde bulunuyor, Medine’den Hıyre ve Rum kralının şehirlerinin köşklerini gördüğünü ve sizin bunları fethedeceğinizi söylüyor. Halbuki savaşa çıkmaya bile gücünüz yetmiyor da korkunuzdan hendek kazıyorsunuz” diyerek alay ederler.

Bu iki ayetin bu olay ve hadise üzerine indiği, nazil olduğu rivayet edilmiştir. (Zemahşerî, el-Keşşâf, I, 168; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, VIII, 4-5)

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu