Nükteler

Ünlülerden Hazır Cevaplar Ve Nükteler

Ünlülerden Hazır Cevaplar Ve Nükteler

NASIL YETİŞECEKSİN?

II. Mahmud zamanında devlet erkânından biri iftar yemeği vermiş. Şair İzzet Molla da davetliler arasındaymış. Yemek yenmiş, yatsı namazı vakti gelmiş. Yatsı namazından sonra Teravih namazına başlanmış. Fakat imam iki secdeyi bir edecek kadar hızlı kıldırıyormuş. Daha beş dakika olmadan onuncu rekâtı kılmışlar. O sırada dışardan gelen biri namaz kılındığını görünce, “ben de namaza katılayım” diye düşünüp cemaate tam katılacakmış ki, imam selam vermiş. Adam yazıklanarak “yetişemedim” demiş.

İzzet Molla adama dönüp şöyle demiş:

Be adam biz namazın içindeyken yetişemiyoruz, sen dışardan geldiğin halde nasıl yetişeceksin?

 

Hz. Ali’ye:
– Allah, bu kadar insanı nasıl hesaba çeker? diye sorulduğunda, şöyle cevap vermiştir:
– Nasıl rızıklandırıyorsa öyle.

 

Charlie Chaplin ile Albert Einstein

Dünyanın tanıdıgı iki ünlü kisi olan Charlie Chaplin ile Albert Einstein sohbet ediyorlarmıs. Bu sohbet sırasında Einstein ünlü yönetmene takdirlerini sunmuş:
— Bütün dünya sizin filmlerinizi anlıyor ve takdir ediyor. Mensup olduğu sanat dalını evrensellestiren ender kişilerden birisiniz…
Charlie Chaplin:
— Haklısınız, demis, bunlar iltifat değil gerçeğin ifadesidir. Fakat sizin durumunuz daha enteresan. Sizi anlayabilen kimse yok. Buna rağmen tüm dünya sizi tanıyor ve size hayran…

 

CİMRİ
Meşhur Cimri Paşa, atlarının arpa yemesi gerektiğini söyleyen seyislerine kızar ve her seferinde “Lâ havle” çekermiş.
Bir gün atları dermansızlıktan yığılıp kalınca, hiddetle sormuş.
– Atlarıma ne oldu?
Seyis, cevabı yapıştırmış:
– Ne olacak efendim, “Lâ havle” yiye yiye “Ve lâ kuvvete” oldular.

NE Faydan oluyor?
Mehmet Kırkıncı: “Hocam, ben namaz kılmakla Allah’a ne faydam oluyor?” diye soran birine şu cevabı vermiş:
– Senin namaz kılmamakla kendine ne faydan oluyor?

NASIL GEÇİRİR?
Necip Fazıl’a, “Allah, deveyi iğnenin deliğinden geçirebilir mi?” diye sormuşlar. “Evet geçirir” demiş. Bunun üzerine “deveyi mi küçültür, yoksa iğneyi mi büyültür?” demişler. Necip Fazıl, İlahi kudretin sonsuzluğunu ifade babında, şu cevabı vermiş:
– Ne deveyi küçültür, ne iğneyi büyültür. Gökteki yıldızları senin gözbebeğine sığdırdığı gibi, vızır vızır geçirir.

KÖŞE
Hazret-i Şems’i, konuşup nasihat etmesi için bir meclise davet etmişler. Hazret, meclise girer girmez, kapı eşiğine oturmuş. Kendisini baş köşeye davet edenlere de şu cevabı vermiş:
– Adam adamsa oturduğu her yer köşe olur ona! Adam adam değilse, köşe bile eşik olur ona!

İÇİMİZDEKİ HOROZ
Çocuk:
– Babacığım, demiş. Bana bir horoz alsan da, sabahları ötüp beni namaza kaldırsa.
Adam:
– Canım oğul, diye cevap vermiş. Senin içindeki horoz ötmedikten sonra, dışarıdaki horozun fayda vereceğini mi sanıyorsun?

NEREYE GÖMECEĞİMİ DÜŞÜNÜYORUM !

Mete Han Çin ordusu ile karşı karşıya gelmiştir. Etrafı gözetmek için veziriyle bir tepeye çıkar ve bakar ki Türk ordusu Çin ordusu karşısında bir avuç karınca gibi duruyor, veziri Mete’nin geri çekileceğini düşünerek Mete’ye sorar:
-Ne düşünüyorsunuz efendim?
Mete Han vezirine dönerek :
-Bu kadar Çin’liyi ben nereye gömeceğim? diye cevap verir.
YEMEĞE YENİLMEK
Sasani hükümdarlarından Ardşir Babegân, doktoruna, “Bir günde ne kadar yemek yemeli?” diye sordu. Doktoru:
– Üçyüz gram kadar yeter, dedi.
Babegân
– Bu kadarcık şey insana ne kuvvet verir ki? diye bunu az bulunca, doktor şu karşılığı verdi:
– Bu kadarı seni taşır. Bundan fazla olursa sen onu taşırsın.

AT NALI UĞUR GETİRİR Mİ?
Kadıköy Camiinde vaaz vermekte olan Osman Demirci Hoca’ya:
– Hocam, diye sormuşlar. At nalını evimizin kapısına asarsak uğur getirir mi?
– Demirci Hoca:
– Zannetmiyorum, diye cevap vermiş. O nallardan her atta dört tane var ama, bütün gün kamçı yiyip duruyorlar.

HAYATI SEYRETMEK
Yazar Kazancakis, bir ihtiyara “neye bakıyorsun?” diye sorduğunda, ihtiyar adam gözlerini akan sudan ayırmadan şu cevabı verir:
– Hayatıma oğlum, akıp giden hayatıma.

SELÂMDAKİ İNCELİK
Muzaffer Ozak Hoca’nın sahaflar çarşısındaki dükkanına giren bir genç:
– Selâmunaleyküm babalık… diye selâm verince, hazret selâmı alır:
– Aleykümselâm kurukalabalık…

ÖRTÜNMEK İÇİN GİYİNMEK!
İngiltere Kralı George ile görüştüğü sırada, Gandi’nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü varmış.
Davetten çıkınca, bir gazeteci sormuş:
– Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak için yeterli miydi?
Gandi, hiç aldırmadan cevap vermiş:
– Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi.

HUZUR
Zeynel Âbidin Hazretleri abdest alırken sapsarı kesilirdi. Sebebini sorduklarında şu cevabı verdi.
– Kimin huzurunda durduğumu düşünürseniz, sebebini anlarsınız…

KABRİSTAN
Hz. Ali, mezarlığa neden sık gittiğini soranlara şu cevabı vermiş:
– İki sebebi var. Anlattıklarıma itiraz etmiyorlar ve arkamdan gıybetimi yapmıyorlar.

ÇINAR AĞACI MAYDANOZUN NESİ OLUR?
Selim Gündüzalp, sosyoloji hocaları olan rahmetli Seyid Ahmet Arvasi’ye:
– Hocam demiş, “insan maymunun gelişmiş şeklidir” diyorlar. Ne dersiniz?
Seyid Ahmed Arvasi şu cevabı vermiş:
– O mantığa göre, çınar ağacı da maydanozun gelişmiş şeklidir.

MEZARTAŞI YAZISI
Behlül Dânâ’ya biri sorar:
– Oğlum öldü. Mezar taşına ne yazdırayım?
Behlül Dânâ şu cevabı verir:
– Şunu yazdır: “Dün altında olan çimenler bugün üstünde yeşerdi. Ey yolcu anla ki, şu toprak günahtan gayri her şeyi örter.”

ÖLÜLER ÇİÇEK KOKLAMAZ
Amerika’lı iş adamı, bir Çinli’yle alay ederek sormuş:
– Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek?
Çinli, başını kaldırmadan cevap vermiş:
– Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.

HAYAT NE ZAMAN BAŞLAR?
– Hayat kırkından sonra başlar, diyen bir kişiye Said Turhan şu karşılığı vermiş:
– Eğer otuz beşinde ölmezsen!..

ÖLÜM NEDİR?
Talebelerinden biri, Konfüçyüs’e:
– “Ölüm nedir?” diye sorduğunda, Konfüçyüz’ün cevabı şu olmuş:
– Hayat hakkında ne biliyorsun ki, sana ölümden bahsedeyim.

HER KOYUN
Harun Reşit, kendisini sık sık ikaz eden Behlül Dânâ Hazretlerine:
– Sen kendi işine bak, dermiş. Her koyun kendi bacağından asılır.
Bir gün sarayı pis bir koku kaplamış. Sebebini araştırdıklarında, üst kattaki bir odada bacağından asılı bir koyun bulmuşlar. Bu işi yapanı da keşfetmişler tabi ki: Behlül.
Halife, kendisini sıkıştırdığında:
– Gördüğünüz gibi, her koyun kendi bacağından asılır efendim, demiş. Fakat etrafı kokuttuğu için, herkesi rahatsız eder.

ORUÇ NASIL ŞİŞMANLATIR?
Hekimoğlu İsmail’e, “Ramazan olmasına rağmen biraz kilo almışsınız?” dediklerinde:
– Maalesef öyle oldu, demiş. Çünkü iki kişilik yemek yiyor, bir kişilik oruç tutuyorum.

RİYAKÂRA CEVAP
Adamın biri, Hz. Ali’yi gıyabında yani ardından kötülediği halde yüzüne karşı övmeye başlayınca, ondan şu karşılığı almıştır:
– Söylediklerinden daha aşağı, fakat içinden geçirdiklerinden daha üstünüm.
BAKIŞ FARKI!
Adamın biri, Muhammed Bin Vâsi’nin bacağındaki yarayı görüp, “Sana acıyorum” dediğinde, ondan şu cevabı almış:
ben, aynı yaranın gözümde çıkmadığına şükrediyorum.

SUSTURUCU TEDAVİ
Zamane gençlerinden biri, bir toplantıda Mehmed Âkif’i küçük düşürmeye çalışıp:
– “Affedersiniz, demiş. siz baytar mısınız?”
Mehmed Âkif, hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
– Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?

MÜJDE
Harun Reşid’in vezirlerinden biri, Behlül Dânâ’ya latife yollu takılarak:
– “Müjde sana ey Behlül, Sultanımız seni, domuzlarla maymunlara çoban tayin etti” dediğinde, Behlül şu cevabı vermiş:
– Öyle ise kulaklarını aç da emirlerimi yerine getirmeye hazırlan.

ZOR AMA GÜZEL
Cüneyd-i Bağdâdî’ye: “Sabır nedir?” diye sorduklarında şu cevabı vermiş:
– Yüzünü ekşitmeden, acıyı yudumlamaktır.

YETMEZ Mİ?
Asr-ı saadetteki muhteşem hadiselerden duygulanan bir genç:
– “Keşke Peygamberimiz’in (sav) devesi olsaydım” deyince, Ali Suad atılmış:
– Ümmeti olman yetmiyor mu?

PEYGAMBER HÂNESİ
Hz. Mevlânâ, evlerinde yiyecek olarak hiçbir şey kalmadığını söyleyen hanımına tekrar tekrar sormuş:
– Gerçekten hiçbir şey kalmadı mı?
– Evet, demiş eşi. Hiç yiyeceğimiz kalmadı.
O yoklukta tükenmez hazinelerin sahibini bulan Mevlânâ, ellerini kaldırıp:
– Allah’ım sana hamd-ü senâlar olsun, diye şükretmiş. Evim, Peygamber hanesine benzedi.

DERDİN DEVASIZI…
İbn-i Sinâ’ya:
– Dünyada devâsı olmayan bir dert var mıdır? diye sorduklarında:
– Derdin devâsızı, iyinin kötüye muhtaç olmasıdır, cevabını vermiş.
BİLMEK İÇİN ÖĞRENMEK
Tarih biyografisi ve monografi sahalarında erişilmesi çok güç bilgisiyle, dünya çapında bir şahsiyet olan İbnülemin Mahmud Kemâl (İnal)’a sormuşlar:
– “Sizdeki bilginin çok azına sahib olmalarına rağmen sizden çok daha fazla tanınanlar var. Bunun sebebi nedir?”
Şöyle cevap vermiş:
– Ben bilmek için öğrendim, onlarsa bilinmek için!

HERKES YANINDAKİNİ VERİR!
Kendisine hakaret edilen Hz. İsa’ya (a.s.):
– “Niçin karşılık vermediniz?” diye sorduklarında:
– Herkes yanındakini verir, demiş. Onda olan, benim yanımda yoktu.

KAZA ETMEK
Yolculardan biri, otobüs şoförünün yanına gider ve namaz vakti geçmeden bir mola vermesini rica eder.
Şoför sinirlenerek:
– Kaza edin efendim, der. Ne olur yani?
Adam, sakin sakin cevap verir:
– Ben kaza etmeden, ya sen kaza edersen?

RUHLAR NEREYE GİDER?
İbn-i Abbas hazretlerine “Ruhlar cesetlerinden ayrılınca nereye giderler?” diye sorduklarında, o yüce insandan şu cevabı almışlar:
– Yağı biten kandillerin ışığı nereye gidiyorsa, oraya…

KADER
Kenân Rıfâi’ye sormuşlar:
– Madem ki neticede kaderin dediği oluyor. O halde niçin çalışıyoruz?
Şu cevabı vermiş:
– Çalışmak da kaderin icabı olduğu için!

İFTİHAR
Şeyh Şâmil, çarlık idaresi tarafından yakalanıp esir edildiğinde, Çar II. Aleksandır:
– Sizin gibi büyük bir insanı misafir etmekle iftihar ederim deyince, Şeyh Şâmil’in cevabı şu olmuş:
– Siz benim misafirim olsaydınız, ben daha çok iftihar ederdim.

İNSAN ve TANSİYON
– “İnsan, kâinata hakim bir varlıktır” diyen felsefe öğretmenine, öğrencilerden biri, şu cevabı vermiş:
– Tansiyonuna bile hakim olamayan insan, kâinata nasıl hakim olur?

KORKUYA GEREK YOK
Bir Rus generali, Şeyh Şâmil’in iştahını abartarak “Beni yemenizden korkuyorum” deyince, Şeyh Şâmil:
– Boşuna korkmayın efendi, demiş. Bizim dinimizde domuz eti yemek haramdır.

TAKVA NE DEMEK?
Ebu Hureyre “takva”nın ne olduğunu soranlara:
– “Siz hiç dikenli yoldan geçtiniz mi?” dedi. Onlar da “Evet geçtik” dediler.
Bunun üzerine: “O halde oradan geçerken ne yaptınız?” diye sordu. Onlar:
– Dikenlerden sakındık, dediler.
– İşte takva da, günah ve hatalardan sakınmaktır, cevabını verdi.

İNSANIN MAHARETİ
Bir sohbet sırasında, Ârif Nihat Asya’ya:
-Eğilir, bükülür, katlanır ve istenilen şekle kolayca sokulur bir cam keşfedilmiş, derler.
Ârif Nihat Asya, şöyle cevap verir:
– Desenize, eninde sonunda camı da kendimize benzettik!

GÖNDERİLEN, GÖNDERENDEN HABERCİDİR
Dahi kumandan Halid Bin Velid Hazretlerinden, Efendimizi (s.a.v.) anlatmasını istemişler.
– Bu hususta son derece acizim demiş.
Israr etmişler.
– Gönderilen, gönderenin şanına lâyık olur, buyurmuş. Onu gönderen Allah (c.c.) olduğuna göre, gerisini anlayın artık.

GÜNLÜK
Bir Hristiyan, Ahmed Vefik Paşa’ya:
– Camilerinizde niçin günlük (bir çeşit koku) yakmıyor sunuz? diye sorduğunda, ondan şu cevabı almış:
– Bizimkiler abdestlidirler. Yellenmezler. Onun için günlük yakmıyoruz.

HAKLI TENKİT
Eflâtun, bir grup arkadaşı arasında oturan Sokrat’a:
– Geçen gün bir arkadaşını herkesin arasında azarladın, diye çıkışmış. O sözleri başbaşa kaldığın zaman söyleyemez miydin?
Sokrat, soruya soruyla karşılık vermiş:
– Beni böyle azarlamak için, başbaşa kalmamızı bekleyemez miydin?

OLMADIĞI YERİ GÖSTERİN
Materyalist öğretmen, öğrencisine:
– Söyle bakalım, demiş. Allah nerede? Eğer bilirsen portakal vereceğim.
Öğrencinin cevabı şu olmuş:
– Siz bana O’nun olmadığı yeri gösterin, ben size bahçe dolusu portakal vereyim.

HANGİSİ İÇİN İYİ?
Zengin bir adam, İslâm büyüklerinden birine:
– “Bin altınım var, size versem ne dersiniz?” diye sorduğunda, şu cevabı almış:
– Verirseniz sizin için iyi olur. Vermezseniz de benim için.

HERŞEYE İYİ YÖNÜYLE BAKMAK
Hz. Lokman’a:
– “Edebi kimden öğrendin?” diye sormuşlar. Şu cevabı vermiş:
– Edepsizlerden.

EŞSİZ CÖMERTLİK
Hz. Ebû Bekir’in cömertlikte de bir eşi yoktu. Bir defasında cihad için yardım istendi… Bütün sahabiler koşuştular. Kimi malının yarısını, kimi dörtte birini getirmişti. Hz. Ebu Bekir’in getirdiği ise, malının tamamıydı.
Resulûllah (a.s.v.) kendisine sordu:
– Ailene ne bıraktın?
Hz. Ebubekir, cevap verdi.
– Allah ve Resûlü’nün muhabbetini!..

KANAAT
Bir talebe, hikmet sahibi bir zât ile sohbet ederken:
– Cennet‘te küçük bir yerim olsa bana yeter deyince, o zât şu cevabı verdi:
– Âhiret için ettiğin kanaati, keşke dünya için de etseydin.

GÜZEL İNSANLAR
Sahabelerden biri, Hz. Ebûbekir’in yanına gelerek:
– Çok günahkarım, der. Benim için dua eder misiniz?
Hz. Ebûbekir:
– Yâ Rabbi, der. Bir günahkar, bir diğerinden dua istiyor. İkisini de affeyle.

BİLİNMEYEN LEVHALAR
İngiliz Büyükelçisi, eski Osmanlı evlerinin dış duvarlarına asılan “Yâ Hafîz” (Muhafaza eden Allah (c.c.) ) levhalarını görünce dayanamamış ve Keçecizade Fuad Paşa’ya bunların ne olduğunu sormuş.
Fuad Paşa, İngilizin anlayacağı dille cevap vermiş:
– O gördükleriniz, Osmanlı Sigorta Şirketinin levhalarıdır.

PEDER NE DER, KADER NE DER?

Fatih Sultan Mehmet çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca babası II. Murad:
—Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz diye çıkışır.
O esnada II. Murad’ın yanında olan Akşemseddin hazretleri:
-Peder ne der, kader ne der!., diye söylenir

 

KEMİK ATIVER DE GÖR O ZAMAN…

Mevlânâ Hazretleri, müridleriyle birlikte bir gün yolda giderken birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görürler. O esnada müridlerinden biri, bu güzelliğe gıpta eder ve şöyle der: “Ne güzel bir kardeşlik örneği, keşke bütün insanlar bundan ibret alsa.” Mevlânâ Hazretleri tebessüm buyurarak şöyle karşılık verir:
“Aralarına bir kemik atıver de o zaman gör kardeşliklerini

ÇOK YÜZLÜLER
Mehmed Âkif, iki yüzlü insanlara çok kızardı. Bir gün bir arkadaşına şöyle dedi:
– İki yüzlüleri artık sever hale geldim. Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir