Risale-i Nur

Risale-i Nur’dan Vecizeler – Güzel Sözler

Risale-i Nur’dan Vecizeler

Risale-i Nurdan derlediğimiz vecizelerin ve güzel sözleri sizinle paylaşıyoruz…

Vecilerimizi Bediüzzaman Said Nursi  hazretlerinin müellifi olduğu Risale-i Nur külliyatından derledik. Allah istifademizi arttırsın…

Risale-i Nur’dan Vecizeler

Azametli, bahtsız bir kıt’anın; şanlı, tali’siz bir devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi, ittihad-ı İslâmdır. (Risale-i Nur)

Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise mâneviyatta kördür.  Bediüzzaman

Şükrün mikyâsı kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir. (Mektubat)

Nasıl ki Fatiha Kur’an’a, insan kâinata fihristedir; namaz da hasenata fihristedir. (İşârat-ül İ’caz, Risale-i Nur)

Senin zamanın ve ömrün, berkten daha çabuk geçer; hayatın, çaydan daha süratli akar. (Risale-i Nur)

Devletler, milletler muharebesi, tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevkiediyor. Zira, beşer esir olmak istemediği gibi, ecîr olmak da istemez. (Mektubat)

Bir tane sıdk, bir harman yalanları yakar. Bir tane hakikat, bir harman hayalâtmüreccahtır.

لاَيَلْزَمُ مِنْ لُزُومِ صِدْقِ كُلِّ قَوْلٍ قَوْلُ كُلِّ صِدْقٍ

“Her sözün doğru olmalı; fakat her doğruyu söylemek doğru değil.” (Mektubat)

Tabiat misâlî bir matbaadır, tâbi’ değil. Nakıştır, nakkaş değil. Kàbildir, fâil değil. Mistardır, masdar değil. Nizamdır, nâzım değil. Kanundur, kudret değil. Şeriat-ı iradiyedir, hakikat-i hariciye değil. (Risale-i Nur)

İnsanları canlandıran emeldir, öldüren yeistir. (Mektubat)

“Kim bir şeyde çok tevaggul etse; galiben başkasında gabileşmesine sebebiyet verir.” (Muhakemat)

Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor.

İslamiyet güneş gibidir, üflemekle söndürülmez gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.

Eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi.

vermek_istemeseydi_istemek_vermezdi

“Mecaz, ilmin elinden cehlin eline düşse, hakikate inkılâp eder, hurâfata kapı açar.” (Muhakemat)

Ey alem-i İslam! Uyan, Kur’an’a sarıl, İslamiyete maddi ve manevi bütün varlığınla müteveccih ol.

Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden ve merhametinden ve adâletinden, iyilik içinde muaccel bir mükâfat ve fenâlıklar içinde muaccel bir mücâzat derc etmiştir.

Gözleri hasta olan, güneşin ziyasını inkar eder. Ağzı acı olan, tatlı suya acı der.

Her şey mânen Bismillâh der. Allah nâmına Allah’ın ni’metlerini getirip bizlere veriyorlar.

Sünnet-i Seniye, edebdir. Hiçbir mes’elesi yoktur ki, altında bir nur, bir edeb bulunmasın!

Sultan-ı kâinat birdir, her şey’in anahtarı O’nun yanında, her şeyin dizgini O’nun elindedir.

 

 

İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gâyesi; Hâlık-ı Kâinat’ı tanımak ve O’na îmân edip ibâdet etmektir.

Bu çiçek kimin turrası, kimin mührü ve kimin nakşı ise, elbette bütün yeryüzündeki o nevi çiçekler onun mühürleridir.

Ey insan! Sen kendine mâlik değilsin… Rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zülcelal’in memluküsün.

 

 

Kâinatta en yüksek hakikat imandır.

Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

Zaman gösterdi ki: Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil.

İman hakikati öyle bir çekirdektir ki; eğer tecessüm etse bir cennet-i hususiye ondan çıkar, o çekirdeğin şecere-i tubası olur.

Risale-i Nur Kuran-ı Mu’ciz-ül Beyanın taht-ı tasarrufunda olduğundan,ona uzanan,ilişmek isteyen her el kırılır ve her dil kurur.

Şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan,hiçbir şeyi nizamsız gayesiz göremezsin.Nasıl sen nizamsız,gayesiz kalabilirsin?

Ebedi ömrün önündedir. O ömr-ü bakide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fani ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır.

Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.

Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız. O vakit sizin ömrünüzün dakikaları, seneler hükmüne geçer.

Cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme.  vecizeler03

Bak çeşmelere, çaylara, ırmaklara; yerden, dağlardan kaynamaları tesadüfi değildir.

Evet her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir.

Elde Kur’ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?

Elde Kur’ân gibi bir mucize-i bâki varken, Başka burhan aramak aklıma zâid görünür.

Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksad yapsa, zahiren bir Cennet içinde olsa da manen cehennemdedir.

Kuran kalblere kuvvet ve gıdadır, ruhlara şifadır.

Evet ümidvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sadâ, İslâmın sadâsı olacaktır.

Bir şey tamamiyle elde edilemediği takdirde, o şeyi tamamiyle terketmek câiz değildir.

Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir.

Adâvet etmek istersen, kalbindeki adâvete adâvet et, onun ref’ine çalış.

Allah’ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir.

Mâlâyâniyle iştigal, maksudu geri bırakıyor.

Haksızlığa karşı sükût etmek, hakka karşı bir hürmetsizliktir.

Evet, herşeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatı göremez.

“Ne kadar güzel yapılmış” de, “Ne kadar güzeldir.” deme.

Kabir, bu dâr-i fâniden firâk-ı ebedî ile ebedü’l-âbâd yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır.

Herbir şeyde hususen zîhayatlarda öyle harika bir nakış, öyle mucizekârbir sanat var ki; onu öyle yapan elbette O olacaktır.

Kalb, ebedü’l-âbâda müteveccih açılmış bir penceredir; bu fâni dünyaya razı değildir.

Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: “Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem.

Kabrin arkası için çalışınız, hakikî saadet ve lezzet ondadır.

Bütün yıldızları elinde tutmayan, birtek zerreye Rab olamaz.

Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Herkes ister istemez oraya girecek. -Risale-i Nur-

kabir_var__risale_sözler

İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir.

Gençlik kuvvetini ibadette sarfetmenin neticesi, dâr-ı saâdette ebedi bir gençliktir.

Kabrin öbür tarafındaki endişe-i istikbal her ferdin en mühim mes’elesidir.

Aynada görünen güzellik aynaya ait olmadıgı gibi, hiçbir güzellik de o güzelin malı değildir. Bütün güzellikler Cemîl isminden yansıyor.

Eğer hasmını mağlub etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et.

Sabrın mükâfâtı zaferdir; atâletin mücâzâtı sefalettir; sa’yin sevabı servettir; sebatın mükâfâtı galebedir.

“Allah” bir ism-i câmi’ olduğundan esma-i hüsna adedince tevhidler, içinde bulunur.

Hırs, sebeb-i haybettir ve illet ve zillettir ve mahrumiyet ve sefaleti getirir.

“Sen, “Mesleğim haktır veya daha güzeldir” demeye hakkın var. Fakat “Yalnız hak benim mesleğimdir” demeye hakkın yoktur.”

Evet, kainat iman nuruyla matem-i umumi olmaktan çıkıp mescid-i zikir ve şükür olmuştur.

Böyle dehşetli bir asırda insanın en büyük meselesi, imanını kurtarmak yada kaybetmek davasıdır.

Dünyanın yüz bahçesi, fani olmak haysiyetiyle ahiretın baki olan bir ağacına mukabil olamaz.

Ey nefis! Eğer takva ve amel-i sâlih ile Hâlıkını razı etti isen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kâfidir.

Herkesin bütün saadetleri, bir Rabb-ı Rahîm’e olan teslimiyete bağlıdır.

Ebedî ve sermedî olan bir cemâlin seyirci müştâkı ve âyinedar âşıkı, elbette bâkî kalıp, ebede gidecektir.

İmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkiki yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur’dadır.

Fena şeylerle zihnen meşgul olmakta fenadır.

Dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rahmânîdir.

Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir. Musibet-i diniyeden her vakit dergâh-ı İlâhiyeye iltica edip feryad etmek gerektir.

 

 

Çekirdeği yapan, onun üstünde ağacı o yapar; ve ağacı yapan, onun üstünde meyveleri dahi o icad eder. (Bediüzzaman)

Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür.

Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir. Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir.

Hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur.

Bu ittihadın (İttihad-ı İslâm) meşrebi muhabbettir. Husumeti ise, cehalet ve zaruret ve nifakadır.

Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâmdır.

Maddiyata esbab hesabıyla bakılırsa cehalettir. Allah hesabıyla olursa mârifet-i İlâhiyedir.

Dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rahmânîdir (…) Ve bir kısmı keffâretü’z-zünubdur.

Cenâb-ı Hak, hadsiz kudret ve nihayetsiz rahmetini göstermek için, insanda hadsiz bir acz, nihayetsiz bir fakr derc eylemiştir.

Amelinizde Rızâ-yı İlâhî olmalı. Eğer O râzı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

Bizim cemaatımizin meşrebi, muhabbete muhabbet ve husumete husumettir.

Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete (düşmanlığa) vaktimiz yoktur!

Kâinat sarayını ter temiz tutan bu ulvî, umumî tanzif (temizlik), elbette ism-i Kuddûsün cilvesi (yansıması) ve muktezasıdır.

Haşiye: Kötü hasletler, bâtıl itikadlar, günahlar, bid’alar mânevî kirlerden olduklarını unutmamalıyız.

Hastalıkla geçen bir ömür, Allah’tan şekvâ etmemek şartıyla, mü’min için ibadet sayıldığına rivâyât-ı sahiha (Hadis-i Şerif) vardır.

Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir.

Zaman gösterdi ki; Cennet ucuz değil, Cehennem de lüzumsuz değil.

Kur’ân-ı Hakîm, şu Kur’ân-ı Azîm-i Kâinatın en âli bir müfessiridir ve en beliğ bir tercümanıdır.

Kâinat mescid-i kebirinde Kur’ân kâinatı okuyor, onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidayetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zeban edelim.

Bir insan Allah’a hâlis bir abd olursa, Allah’ın mülkü olan kâinat, onun mülkü gibi olur.

Mâdem her şey mânen Bismillâh der. Allah nâmına Allah’ın ni’metlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi “Bismillâh” demeliyiz.

Eğer Namaz kılmazsan, senin o günkü alemin zulümatlı ve perişan bir halde gider.

Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar.

Mülk başkasınındır. O Mâlik, hem Kadîr’dir, hem Rahîm’dir; kudretine istinad et, rahmetini ittiham etme.

En bahtiyar odur ki, dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın.

İbadetin ruhu, ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır.

Risale-i Nur şakirtlerinin, bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvâyı esas tutup davranmak gerektir.

Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır.

Maddiyata esbab hesabıyla bakılırsa cehalettir. Allah hesabıyla olursa mârifet-i İlâhiyedir.

Felsefe, her şeyi çirkin, korkunç gösteren siyah bir gözlüktür. Îman ise, her şeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nûrânî bir gözlüktür.

Her musibette bir derece-i nimet vardır. Daha büyüğünü düşünüp, küçükteki derece-i nimeti görüp, Allah’a şükretmeli.

Şu misâfirhâne-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan, hiç bir şeyi nizamsız gâyesiz göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gâyesiz kalabilirsin ?

Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.

Hâlık-ı Rahmân’ın ibâdından istediği en mühim iş, şükürdür.

İşlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kâlb ve rûhumuza yaralar açar.

Mâlâyâni ile iştigal, maksadı geri bırakıyor.

 

 اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَ يُنْظَرُ لَهُ 

Zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir.

 

İnsan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. (Bediüzzaman)

 

Herşey kaderle takdir edilmiştir. Kısmetine râzı ol ki, rahat edesin. (Bediüzzaman)

 

Zalimler için, YAŞASIN CEHENNEM. (Bediüzzaman)

Şu gecenin sabahı, şu kışın baharı, ne kadar muhakkak ve kat’i ise Haşr’ın sabahı,
berzah’ın baharı da o kadar muhakkak ve kat’idir. (Bediüzzaman)

Göz öyle bir hassedir ki, Ruh bu alemi o pencereden seyreder.(Bediüzzaman)

Medeniyet atmaksa iffet ve arı (utanmayı), Medenidir Afrika amyamları. (Bediüzzaman)
Cennet ucuz değil, Cehennem dahi luzumsuz değil.

Allah’i taniyan ve itaat eden, zindanda da olsa bahtiyardir… O’nu unutan, sarayda da olsa, zindandadir, bedbahttir. (Said Nursi)

Ümitvar olunuz, su istikbal inkilabâti (gelecekteki devrimler) içersinde, en yüksek sada (ses), Islam’in sadasi olacaktir.

Su gecenin sabahi, su kisin bahari, ne kadar muhakkak ve kat’i ise Hasr’in sabahi, berzah’in bahari da o kadar muhakkak ve kat’idir. (Bediüzzaman)

“Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?” (Risale-i Nur / Onuncu Söz)

 

Menfaat üzerine dönen siyaset, canavardir.

Güzel gören, güzel düsünür. Güzel düsünen, hayatindan lezzet alir. (Bediüzzaman)

İnsanları canlandıran emeldir; öldüren ye’stir. (Bediüzzaman)

İnsan arzuyu fikir zanneder. (Bediüzzaman)

Söhret, insanin mali olmayani dahi insana maleder.

Deli adama “iyisin, iyisin” denilse iyilesmesi, iyi adama”fenasin, fenasin” denilse fenalasmasi nâdir değildir. (Bediüzzaman)

İşledigimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalb ve ruhumuzda yaralar açar. (Bediüzzaman)

Göz öyle bir hassedir ki, Ruh bu alemi o pencereden seyreder. (Bediüzzaman)

Medeniyet atmaksa iffet ve ari, medenidir Afrika yamyamlari.  (Bediüzzaman)

Cennet ucuz degil, Cehennem dahi luzumsuz degil. (Bediüzzaman)

Bu müthis düsmanlariniza karsi zirhiniz, Kur’an tezgahinda yapilan takvadir. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem’in sünnet-i seniyyesidir. Ve silahiniz, istiaze ve istigfar ve hifzi ilahiyyeye ilticadir. (Bediüzzaman)

Hayat sebebiyle karınca küreden büyük olur. (Bediüzzaman)

Her söyledigin dogru olmali, fakat her dogruyu her yerde söylemek dogru degildir. (Bediüzzaman)

Zulmüyle âbâd olanin ahiri berbâd olur! (Bediüzzaman)

Güzel gören güzel düsünür, güzel düsünen hayatindan lezzet alir. (Bediüzzaman)

“Kadının en cazibedar, en tatlı güzelliği, kadınlığa mahsus bir letâfet ve nezaket içindeki hüsn-ü sîretidir.”
Risale-i Nur / Sözler

kadin_hakkında_bediüzzaman

Gururu birak, seni yaratani düsün, kabre girecegini bil, öyle hazirlan.
Her söyledigin HAK olsun Fakat her HAKKI söylemek senin HAKKIN degildir:
“Ömrün kisa ise;ebedi bir ömrün var,merak etme

Bana, ‘Sen şuna buna niçin sataştın? ‘ diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müdhiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, îmanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeğe, îmanımı kurtarmağa koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış. Ne ehemmiyeti var? O müdhiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler! Dar görüşler! (Bediüzzaman)

Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin îmanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harb meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harblerde, bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan menedildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere mâruz kaldım. Zaman oldu ki hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni menetmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti. (Bediüzzaman)

 

Sonra, ben cemiyetin îman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmibeş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’ânımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin îmanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım: Çünki; vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur. (Bediüzzaman)

Ümitvar olunuz; şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sadâ, İslâmın sadâsı olacaktır. (Bediüzzaman)

Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır. (Said Nursi)

“Evet, birşeyden herşeyi yapmak ve herşeyi bir tek şey yapmak, herşeyin Hâlıkına has bir iştir.” Risale-i Nur

birşeyden_herşey_Yapmak

Eğer bilsen gayret ne kadar hayırlı bir iştir. Ömrünü bir dakika boşa geçirmezdin. (Said Nursi)

Kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan; hiçbir şeyi gayesiz, nizamsız göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz olabilirsin. (Said Nursi)

İnsan ebed için yaratılmıştır. Onun hakiki lezzetleri, ancak marifetullah, muhabbetullah, ilim gibi umur-u edebiyedir.

Dünya bütün şâşâsıyla ahirete nisbeten bir zindan hükmündedir. (Said Nursi)

Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünya da bıraktığın eserlere de kıymet verme.

Namazın manası Cenab-ı Hakkı tesbih,tazim ve şükürdür.

İman hem nurdur hem kuvvettir. Evet hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir.

Herşey hakikaten güzeldir. Ya bizzat güzeldir veya neticeleri itibariyle güzeldir. (Said Nursi)

İhsan-ı İlahiden fazla ihsan ihsan değildir. Herşeyi olduğu gibi tavsif etmek gerekir. (Said Nursi)

Herşeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyata kördür. (Said Nursi)

Nasıl ki ;Fatiha Ku’ran’a,insan kainata fihristedir;namaz da hasenata fihristedir.(Said Nursi)

Sünnet-i seniye edeptir. Hiçbir meselesi yoktur ki altında bir nur bir edep bulunmasın. (Said Nursi)

Vicdan kalp penceresinden bakar. Akıl gözünü kapasa da vicdanın gözü daima açıktır.(Said Nursi)

Cenab-ı Hakkı bulan neyi kaybeder? Ve O’nu kaybeden neyi kazanır? Yani;O’nu bulan herşeyi bulur,O’nu bulmayan hiçbir şeyi bulamaz,bulsa da başına bela olur. (Said Nursi)

İmana gel ki elemden emin olasın;kadere teslim ol ki selamette kalasın.  (Said Nursi)

İnsan ibadetine i’timad etmelidir ve daima ibadetinin artmasına çalışmalıdır. (Bediüzzaman Said Nursi)

“Bu meydan-ı imtihanda olanlar, başı boş değiller; saadet sarayları ve zindanlar onları bekliyorlar.” (Bediüzzaman Said Nursi)

“Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam.” (Bediüzzaman Said Nursi)

“Nefis Rabbisini tanımak istemiyor, firavunane kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azablar çektirilse, o damar onda kalır. Fakat açlıkla o damarı kırılır. İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, za’fını, fakrını gösterir. Abd olduğunu bildirir.”
(Risale-i Nur – Mektubat)

“Herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder.” (Bediüzzaman Said Nursi)

“Bu meydan-ı imtihanda olanlar, başı boş değiller; saadet sarayları ve zindanlar onları bekliyorlar…”
Risale-i Nur – Sözler

“Zaman gösterdi ki, Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil” (Mektubat)

“Kainatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır. (Sözler)

“Namaz, Halık-ı Zülcelal tarafından her yirmidört saat zarfında tayin edilen vakitlede manevi huzuruna yapılan bir davettir.” (İşarat’ül i’caz)

İnsan bir yolcudur. Sabavetten (çocukluktan) gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.” (Mesnevi-i Nuriye)

“Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.” (Mesnevi-i Nuriye)

“Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarfediyorsun.” (Sözler)

“Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. Öyle ise, nefsimden başlarım.” (Sözler)

“Evet Allah’ı tanımayanın dünya dolusu bela başında vardır. Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve manevi sürurla doludur.” (Lemalar)

“İnsan, acz ve fakrını anlamakla tam Müslüman ve abd (kul) olur.” (Sözler)

“Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.” (Mektubat)

 

 

 

 

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir