Osmanlı Tarihi

Yavuz Sultan Selim

Yavuz_Sultan_Selim_0087Yavuz Sultan Selim
9. Osmanlı padişahı, 74. İslam halifesi ve ilk Osmanlı halifesidir.
Yavuz Sultan Selim Kimdir?
Yavuz Sultan Selim Hayatı
Yavuz Sultan Selim Hakkında Bilgi
Hüküm süresi 26 Mayıs 1512 – 21/22 Eylül 1520
Önce gelen Padişah II. Bayezid
Sonra gelen Padişah I. Süleyman
Eş(leri) Ayşe Hafsa Sultan
II. Ayşe Hâtûn
Çocukları I. Süleyman
Üveys Paşa
Hatice Sultan
Beyhan Sultan
Şah Sultan
Fatma Sultan
Hafize Sultan
Hafsa Sultan
Hatun Sultan
Şehzade Sultan
Gevherhan Sultan
Yenişah Sultan
Şehzade Orhan
Şehzade Musa
Şehzade Korkut
Hanedan Osmanlı Hanedanı
Babası II. Bayezid
Annesi Gül-Bahar Hatun
Doğum 10 Ekim 1470
Amasya
Ölüm 21/22 Eylül 1520 (49 yaşında)
Çorlu
Defin 30 Eylül 1520
Yavuz Selim Camii, Fatih, İstanbul
Dini İslam
İmza yavuz-sultan-selim-imzasi-turrasi

Yavuz Sultan Selim

Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 günü doğdu. Babası Sultan İkinci Bayezid, annesi Gülbahar Hatun’dur. Gülbahar Hatun Dulkadiroğulları beyliğindendir. Yavuz Sultan Selim, uzun boylu, geniş omuzlu, kalın kemikli, omuzlarının arası geniş, yuvarlak başlı, kırmızı yüzlü, uzun bıyıklı ve yiğit bir padişahtı. Sert tabiatlı ve cesurdu. Kuvvetli bir ilim tahsili yapmıştır.

Babası II. Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan’dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2’si Avrupa’da, 1.905.000 km2’si Asya’da, 2.905.000 km2’si Afrika’da olmak üzere toplam 6.557.000 km2’ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu’da birlik sağlanmış, halifelik Abbasilerden Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu’nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır.

Selim, tahta, babası II. Bayezid’e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon’da görev yapmıştır. Yavuz Sultan Selim’e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512’de tahta çıkan Sultan Selim, Eylül 1520’de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşında iken vefat etmiştir.

Babası Sultan İkinci Bayezid, padişah olduktan sonra, askeri sevk ve devlet idareciliğini öğrenmesi için, Şehzade Selim’i Trabzon Sancağı’na tayin etti. Şehzade Selim, Trabzon’da devlet işlerinin yanında, ilimle uğraşır ve büyük alim Mevlana Abdülhalim Efendi’nin derslerini takip ederdi. Trabzon’u çok güzel idare eden Şehzade Selim’in bu arada komşu devletler de ilişkisi oldu. Valiliği sırasında Trabzon halkını rahat bırakmayan Gürcüler üzerine üç sefer yaptı. En önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına kattı (1508). Buralarda yaşayan Gürcülerin hepsi müslüman oldular.

Çok güzel ata biniyor, devrin en meşhur silahşörlerini alt edecek kadar iyi kılıç kullanıyordu. Güreşmekte, ok ve yay yapmada üstüne yoktu. Harpten hoşlanmakla beraber çok ince bir ruha da sahipti. Çok mütevazi bir kişiliğe sahip olan Yavuz Sultan Selim, her öğün yemekte tek çeşit yemek yerdi ve ağaçtan tabaklar kullanırdı. Gösterişten hoşlanmaz, devlet malını israf etmezdi. Babasından devraldığı tatminkar hazineyi ağzına kadar doldurdu. Hazinenin kapısını mühürledikten sonra, söyle vasiyet etti: “Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Humayun benim mührümle mühürlensin.” Bu vasiyet tutuldu. O tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı daima Yavuz’un mührüyle mühürlendi. Yavuz Sultan Selim, ataları hep sakal uzattıkları halde sakalını keserdi. Bunun sebebini soranlara “Sakalımı ele vermemek için kesiyorum” dediği rivayet edilir. Bir kulağına da küpe takardı. 22 Eylül 1520’de “Aslan Pençesi” denilen bir çıban yüzünden henüz 50 yaşında iken vefat etti. Hayatının son dakikalarında Yasin-i Şerif okuyordu. Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Camii’nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirdi. Tarihçiler, Yavuz Sultan Selim’i sekiz yıla seksen yıllık iş sığdırmış büyük bir padişah olarak değerlendirdiler.

 

ÇALDIRAN SAVAŞI

Yavuz Sultan Selim, babası Sultan İkinci Bayezid ve kardeşleri ile taht mücadeleleri vererek tahta çıktığında, Osmanlı Devleti sıkıntılı bir dönem yaşıyordu. Bu bunalımlı dönemin en büyük sebebi Doğu’daki Şii-Safevi Devletiydi. Bu devletin ortadan kalkmasıyla huzur sağlanacak ve Türkistan yolu Osmanlılara açılacaktı. Yavuz Sultan Selim’in en büyük amacı doğudaki bütün Türk İslam devletlerini tek bir devlet çatısı altında birleştirmekti. Yavuz Sultan Selim, 1514 yılı baharında ordusuyla birlikte İran seferine çıktı. Osmanlı kuvvetleri, Erzincan’dan Tebriz’e doğru yürüyüşüne devam etti.

Çaldıran’da 23 Ağustos 1514’te yapılan savaşta Osmanlı kuvvetleri büyük bir zafer kazanırken, Safeviler bozguna uğradılar. Şah, kaçarak hayatını zor kurtardı. Yavuz yoluna devam ederek Tebriz’e girdi. Şehirdeki birçok sanatçı ve ilim adamı İstanbul’a gönderildi. Bu zafer sonucunda Şah İsmail eski prestijini kaybetti. Bu sayede Doğu Anadolu’da Osmanlılar için bir tehlike kalmamış oldu. 15 Eylül 1514’te de Tebriz’den Karabağ’a hareket eden Yavuz’un amacı, kışı orada geçirip, baharda İran’ı tümüyle almaktı. Ancak şartlar müsait olmadığı için Amasya’ya gidildi. Çaldıran Zaferi’nden sonra, Erzincan, Bayburt kesin olarak Osmanlı hakimiyetine geçti. Kemah kalesi alındı. 12 Haziran 1515’de kazanılan Turnadağ zaferi ile Dulkadiroğlu beyliğine son verildi. Diyarbakır, Mardin ve Bitlis Osmanlı hakimiyetine girdi. Böylece Anadolu’da Türk birliği sağlanmış oldu.

 MERCİDABIK ZAFERİ

Fatih Sultan Mehmed devrinden kalan anlaşmazlık ve İran Seferi, Mısırlıların ve Safevilerin ittifak yapmalarına neden oldu. Yavuz Sultan Selim, bu ittifakın yapılacağını öğrenince Mısır seferine karar verdi. Yavuz Sultan Selim, 5 Haziran 1516’da Mısır seferine çıktı. 27 Temmuz günü Osmanlı Ordusu Mısır sınırına dayanmıştı. Mısır Sultanlığına bağlı Antep (18 Ağustos 1516) ve Besni (19 Ağustos 1516) kaleleri birer gün arayla teslim oldular. Ancak asıl savaş 24 Ağustos 1516’da Mercidabık’da oldu. Mısır Ordusu Osmanlıların ezici top ateşi karşısında fazla dayanamadı. Mısır hükümdarı Gansu Gavri ölü olarak bulundu. Kazanılan Mercidabık zaferi sonunda Suriye’nin kapıları Osmanlılara açılmış oldu.

MEMLÜKLER VE RİDANİYE ZAFERİ

28 Ağustos 1516’da Halep’e giren Yavuz Sultan Selim hiçbir direnmeyle karşılaşmadan şehri teslim aldı. Hama (19 Eylül 1516), Humus (21 Eylül 1516) ve Şam (27 Eylül 1516) aynı şekilde teslim olurken, Lübnan emirleri de Osmanlı hakimiyetini kabul ettiler. Yoluna devam eden Yavuz 30 Aralık 1516’da Kudüs’e, 2 Ocak 1517’de Gazze’ye girdi. Mercidabık Savaşı’ndan sonra Mısır’ın başına Tumanbay geçti. Tumanbay Osmanlı hakimiyetini kabul etmediği gibi, barış teklifi için gelen Osmanlı elçisini öldürmüş ve Venediklilerden top ve silah alarak Ridaniye’de kuvvetli bir savunma hattı kurmuştu. Yavuz Sultan Selim, ordusuyla birlikte, ilkçağdan beri hiçbir komutanın cebren geçemediği Sina çölünü 13 günde geçerek, Ridaniye’de Mısır Ordusu ile karşılaştı. Mısır Ordusu’na, El-Mukaddam Dağının etrafını dolaşarak güneyden saldıran Yavuz Sultan Selim, bu manevra sayesinde Mısır Ordusunun yönleri sabit olan toplarını etkisiz hale getirdi. 22 Ocak 1517’de Ridaniye Zaferi kazanıldı. Bu zaferle birlikte Memlük Devleti tarihe karıştı.

Afyoncu’ya göre ölümler hiçbir zaman bu abartılı sayılara ulaşamazdı ve ulaşmamıştır da. 40 bin kişinin ölümü binlerce köyün ortadan kaldırılması demektir ki bu, Anadolu’nun sosyo-ekonomik ve demografik yapısının altüst olması anlamına gelir ve gizlenemezdi. Bu katliamı da sadece bir ordu yapabilirdi. Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi kayıtlarında ordunun ilerleyişi tüm ayrıntılarıyla görülmektedir. Ayrıca Yavuz Sultan Selim’in tahta çıkışı ve Çaldıran Savaşı arasında geçen süre de böyle bir katlim için yetersiz bir süredir. Kaynakların hiçbirisinde böyle ağır bir tahribata rastlanmamaktadır. Sayılar mantıksız ve gerçek dışıdır.

 

 

HALİFE YAVUZ SULTAN SELİM

24 Ocak 1517’de Kahire alındı. 4 Şubat 1517’de Yavuz büyük bir törenle Kahire’ye girdi ve Mısır Memlüklerine bağlı Abbasi halifeliğine son verdi. Yakalanan Tumanbay idam edildi. Mısır Seferi sonunda Suriye, Filistin ve Mısır Osmanlı hakimiyetine girdi. Ayrıca Hicaz ve yöresi de Osmanlı topraklarına katıldı.

Doğu ticaret yolları tamamen Osmanlıların eline geçti. Elde edilen ganimetler ve alınan vergilerle Osmanlı Hazinesi doldu. 6 Temmuz 1517’de Emanet-i Mukaddese (Mukaddes Emanetler) denilen ve aralarında Hz.Muhammed’in (S.A.V) hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz’dan Yavuz Sultan Selim’e gönderildi. 29 Ağustos 1516’da Hilafet Abbasi soyundan Osmanlı Soyuna geçti.

Yavuz Sultan Selim, Ayasofya Camii’nde yapılan bir törenle, son Abbasi halifesi Üçüncü Mütevekkil’den (kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn) Haremeyn-i Şerifeyn, yani Mekke ve Medine’nin hizmetkarı ünvanını devraldı ve böylece bütün Müslümanların dini ve siyasi lideri oldu. Rivayete göre, Üçüncü Mütevekkil kürsüye çıkıp, Halifeliği Osmanlı Padişahı Sultan Selim Han’a devrettiğini açıkladı. Sırtındaki cübbeyi Yavuz’a elleriyle giydirdi. Halifelik nişanlarından sayılan kılıcı elleriyle Yavuz’un beline bağladı. Yavuz Sultan Selim, o andan itibaren Müslümanların dini ve dünyevi lideri oldu. Artık yalnız padişah olarak değil, “halife” olarak da anılacaktı ve ondan sonra gelen tüm padişahlar aynı zamanda halife de olacaklardı.

Yavuz Sultan Selim, tahtı devraldığında 2.375.000 km.kare olan Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa bir sürede 6.557.000 km.kareye çıkarmayı başardı. Devletin gelişmesi için de bir çok faaliyeti oldu. Çok düzenli çalışan bir casus teşkilatı vardı. Bu sayede ülke içinden ve dışından istediği bilgileri alan Yavuz Sultan Selim’in adam seçiminde büyük bir isabet yeteneği vardı.

 Islahat çalışmaları

 Askeri alanda ıslahatlar

Dulkadiroğlu Beyliği’nin ilhakından sonra İstanbul’a dönen Sultan Selim, gerek Çaldıran öncesi, gerekse Amasya’da asker tarafından yapılan yağma, serkeşlik ve isyan hareketleri üzerine bazı tedbirler alıp derhal uygulamaya koyma zaruretini duymuştur.

Askeri tam bir disiplin altına alıp Yeniçeri Ocağı’nı ıslâh etmek amacıyla, Ocak üzerinde an’ane gereğince büyük bir nüfuzu bulunan Ocak ihtiyarlarını huzuruna çağırarak Amasya’daki itaatsizliğin müsebbiblerinin kimler olduğunu sormuştur. Bunlar, yine Ocak anlayış ve yardımlaşması gereği olarak “Cümlemüz mücrimüz, devletlû Hüdâvendigâr’dan afvumuzu reca eylerüz” diye cevap vermişlerdir.

Padişahın devlet ricalini bu yolla sorguya çekmesi sonucu ortaya bir takım isimler çıkarmış; bunlardan Kadıasker Tacizade Cafer Çelebi, 2. vezir İskender Paşa ve Sekbanbaşı Balyemez Osman Ağa’nın da dahil olduğu devlet adamları isyan teşvikçileri olduklarından idam edilmiştir. Bunu müteakip Sultan Selim, Yeniçeri Ocağı’nın ıslahı için, ihtiyarlarla anlaşıp bazı tedbirler almıştır. Buna göre, bundan böyle Yeniçeri Ağası saray tarafından, Ocak Erkân-ı Harbiyesi de saltanat makamınca tayin edilecekti. Bu suretle, yüksek kumanda heyetini, daha sıkı bağlarla saltanat makamına bağlamıştır.

 Donanma faaliyetleri

İstanbul’un fethinden beri orada hala esaslı bir tersane yapılmamıştı. Bizans İmparatorluğu zamanından kalma, bir kadırga tersanesi ve Haliç’te küçük bir tersane olsa da; kadırga tersanesi bakımsızlıktan kullanılmayacak durumda, Haliç’teki ise ihtiyacı karşılayamayacak kadar küçüktü.

Osmanlı Donanması’nı geliştirmek isteyen Yavuz Sultan Selim, Ağustos 1518’de Edirne’ye gitmeden bu doğrultuda İstanbul’da Frenklerin tersanesine eş bir tersane yapılmasını emretmiştir. Bunun için Haliç’te önceden Bizans tersanesi olan yerde yapılması uygun görüldü. Ancak burası uzun zamandır terk edildiğinden, mezarlık olmuştu. Bu mezarlıktan tersane olacak kadar bir yer ayrıldıktan sonra çıkarılan ölü kafaları ve kemikleri uzun hendekler kazılarak oraya gömüldü.

Ayrıca hendeklerin başına mezar olduğunu belirtmek için baş ve ayak uçlarına işaret konulmuştu. Böylece tersane gözleri 160’a çıkartıldı. Selim tersaneyi daha da büyüterek, Galata’dan Kağıthane deresine kadar büyüterek 300 kadar inşaat tezgahı yapmayı amaçlasa da bu amacını gerçekleştiremeden vefat etmiştir. Yavuz Sultan Selim zamanında devlet merkezinde kurulan Haliç Tersanesi Osmanlı İmparatorluğu’nun sonuna kadar kullanılmaya devam etmiştir.

Donanma geliştirilmesi için hazırlıklar da aynı zamanda devam etti. Her biri 700 tonluk 150 gemi için Arap kürekçiler getirtildi. Memlûkluların Kızıldeniz donanmasının komutanı olan Selman Reis İstanbul’a çağrıldı. Kısa zamanda İstanbul ve Gelibolu tersanelerinde 250 gemilik bir donanma hazırlandı. Rodos Sen Jan Şövalyelerinin reisi bu hazırlıkların Rodos’a yönelik olmasından korkarak savunma önlemlerini artırdı. Fakat bu donanmayı bir sefer için kullanmaya Sultan Selim’in ömrü yetmedi.

 İmar faaliyetleri

Yavuz Sultan Selim, dedesi Fatih Sultan Mehmet zamanında kullanılan Haliç Tersanesi’ni kapasite olarak arttırmıştır. Konya’da Mevlevi Tekkesi’ne su getirtmiştir. Medreselerin yanında, sosyal ve ticari alanda hizmet verecek birçok bina inşa ettirmiştir. Hayatı yoğun savaşlarla geçen Yavuz Sultan Selim, Diyarbakır Fatih Paşa ve Elbistan Ulu Camii’ni inşa ettirmiştir.

Ayrıca Şam Salihiye’de Muhyiddin İbn Arabi’ye camii ve imaret inşa ettirmiş, ayrıca Muhyiddin İbn Arabi’nin türbesini de bulup yaptırmıştır. I. Selim, 1516’da Şam’a Şam Sultan Selim Camii’sini yaptırmıştır. Ayrıca Mısır Seferi sırasında Hind ve Çin haritalarını da yaptıran Selim’e, Piri Reis tarafından 1513 yılında tamamlanan harita 1517 yılında Mısır’da Piri Reis’in kendisi tarafından sunulmuştur. Temelini attırdığı İstanbul Sultan Selim Camii’ni bitirmeye ömrü yetmemiş; bu eser oğlu I. Süleyman tarafından tamamlanmıştır. Sultan Selim bunlara ek olarak 1514 yılında İstanbul’da Yavuz Sultan Selim Cüzzamhanesini yaptırmıştır.

 Edebi eserleri

Arapça ve bilhassa Farsçaya çok hakim olan Selim’in, kendi el yazısı ile Selimî mahlasıyla yazılmış olan Farsça manzumeleri günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde bulunmaktadır. Farsçanın yanında Türkçe şiirleri de bulunan Selim’in, Farsça olan Divân’ı 1306 yılında İstanbul’da basılmış olup, 1904 tarihinde de Alman İmparatoru II. Wilhelm’in emri ile Paul Horn tarafından Berlin’de yeniden nesredilmiştir.

Yavuz Sultan Selim, İran Seferi’ne çıkmak için 19 Mart 1514 tarihinde Edirne’den İstanbul’a hareket etmişti. Bir ay sonra Üsküdar’a geldiğinde, Şah İsmail’in halifelerinden olan Kılıç adında biri vasıtası ile Şah’a Farsça name gönderdi.

Sultan Selim, İzmit’ten gönderdiği hicri takvime göre 920 Safer tarihli mektubunda: Şah’ın Müslümanlığa uygun olmayan hareketlerinden, mezaliminden bahis ile kendisinin Müslümanlığı takviye ve mezalimi kaldırmak için faaliyete geçtiğini, yaptığı işler nedeniyle katline fetva verildiğini ve kılıçtan evvel İslamiyeti kabul etmesi lazım geldiğini ve atlarının Safer ayında İstanbul’dan hareket ettiğini ve bizzat muharebeye hazır olacağını bildirmişti.

Yavuz mektubunda şöyle diyordu: “Fitneler çıkardınız, İslam büyüklerine küfürler ediyorsunuz, bunun cezası katlidir, üzerinize geliyorum, işgal ettiğiniz Osmanlı memleketlerini geri veriniz.” Elçi Kılıç, Şah İsmail’i Hemedan’da bularak mektubu vermiş, o da muharebeye hazır olduğunu bildirmiştir. Şah’ın bu cevabı Osmanlı ordusu Erzincan’a geldiği sırada alınmıştır. Lütfi Paşa tarihine göre Şah İsmail mektubu getiren Kılıç’ı öldürtmüştür.

 

Şah İsmail, muharebeye hazır olduğunu belirten mektubunda: “Er isen meydana gelsin, biz de intizardan kurtuluruz” demiş ve Yavuz’a bir kadın elbisesiyle, yaşmak yollamıştır. Yavuz bu mektuba cevabını 920 Cemaziyelevvel sonunda Erzincan’dan yollamıştır. Yavuz bu mektubunda Şah İsmail er meydanına davet ediliyor ve hala kendisinden bir eser olmadığı beyan ediliyordu. Şah İsmail bu mektuba cevap olarak; gerek II. Bayezid zamanındaki ve gerek kendisinin Trabzon valiliğindeki dostluklarından bahsederek aradaki düşmanlığın neden ileri geldiğinin bilinmediğini, Osmanlı Hanedanıyla kadim dostluklarından ötürü Timur zamanındaki gibi fena bir neticenin olmasını istemediğini beyan etmektedir. Ayrıca Yavuz’un mektubunda hakaretvari tabirlerden şikayet ile mektup yazan kâtiplerin yazılarını afyon tesiriyle yazdıkları için bir altın hokka ile afyon macunu yolladığını da mektubunda belirtmiştir. Şah İsmail’in afyon macunu yollaması yoluyla, II. Bayezid’ın afyonkeşliği sebebiyle oğlunun da babası gibi olduğu ima edilmektedir.

Yavuz Sultan Selim bu ağır mektuba ağır cevap vermiştir: “Davete icabet edip uzun yolları kat ile memleketine girdik; fakat sen meydanda görünmüyorsun. Padişahların ellerindeki memleket onların nikahlısı gibidir; erkek ve yiğit olanlar kendisinden başkasının ona elini dokundurtmazlar; hâlbuki bunca gündür askerimle memleketine girip yürüyorum, hala senden bir haber yok. Seni korkutmamak için askerimden 40.000 kişiyi ayırıp Sivas ile Kayseri arasında bıraktım; hasma mürüvvet ancak bu kadar olur. Bundan sonra da saklanıp gözükmezsen erkeklik sana haramdır, miğfer yerine yaşmak ve zırh yerine çarşaf ihtiyar eyleyip serdarlık ve şahlık sevdasından vazgeçesin.” Yavuz bu mektubuyla beraber Şah İsmail’in gönderdiklerine karşılık kendisinin kökenini telmihen hırka, şal, asa, misvak ve şedden (kuşak) ibaret tarikat levazımı yollamıştır. Böylece Yavuz, Şah İsmail’in dervişlikten geldiğine gönderme yapmıştır.

 

 

Alevi katliamı iddiası

Bir iddiaya göre Yavuz Sultan Selim’in talimatıyla Anadolu’da büyük bir Kızılbaş katliamı yapılmıştır. Bazı kaynaklar bu katliamda öldürülen insanların sayısının 40.000 olduğunu ifade eder. Alevilerin öldürüldüğü görüşünü destekleyenler Yavuz Sultan Selim döneminin şeyhülislamı olan Müftü El Hamza’nın 1512 tarihli Kızılbaşlarla ilgili bir fetvasını yapılan katliamların izni olduğuna inanmaktadır. Bu fetvada, kızılbaşlar kâfir ve dinsiz olarak tanımlanmış, onları öldürmenin vacip olduğu söylenmiştir.

Bazı akademisyenler ise bu iddianın gerçeklikten uzak olduğuna inanır. Tarihçi Mustafa Akdağ, “Yavuz Sultan Selim’in o zaman, Kızılbaş mezhepli 40.000 kişi öldürttüğü hakkında tarihlere geçmiş bir rivayet vardır… Ancak, biz bunu pek şişirilmiş bir sayı bulmaktayız. Çünkü, bu Padişah devrine ait pek çok mahkeme defterleri hâlâ elimizdedir. Bunlar üzerinde yaptığımız araştırmalarda, bu çapta kitle idamlarına rastlayamadık. Eğer öyle kanlı bir olay geçseydi, bu defterlerde yer alması zorunlu idi.” diyerek bu iddiaların gerçekçi olmadığını ifade etmektedir.

Sayıyı abartılı bulan bir diğer akademisyen tarihçi Robert Mantran şöyle ifade eder, “Göründüğü kadarıyla, bu “büyücü avı”, özellikle olaylara bulaşan tımar sahiplerini yerlerinden atmak ve bilinen elebaşıları öldürmekten ibaret kaldı. 1513 ya da 1514’te olan 40.000 alevinin öldürülmesi efsanesini destekleyen hiçbir kanıt yok elimizde; sayılar karşısında doğulu baş dönmesiyle alabildiğine damgalı görünüyor bu.”

Konu hakkında akademisyen tarihçi Feridun Emecen ise şunu ifade etmektedir “40 bin rakamının abartılı olduğu veya bir hacmi belirtmek üzere yuvarlak bir sayıyı işaret ettiği söylenebilir. Bu gibi rakamları gerçek addedip ona göre yorumlarda bulunmak doğru bir yaklaşım olmaz.” Emecen’e göre bu rakamlar doğru bile olsa o devrin imkânlarıyla bir yıl gibi kısa bir sürede ve geniş bir alanda 40 bin küsur kişinin sayımının yapılıp merkeze gönderilmesi, yargılanmaları, ardından da suçlu bulunanların defterlerinin tekrar ilgililere (hakimlere) yollanarak isimleri yazılı olanların katlinin gerçekleştirilmesi pek mümkün görünmemektedir. Emecen mahkeme kayitlardan yola çıkarak şu sonucu çıkarmıştır: “Şah İsmail’in mektuplarıyla yakalanan Safevi halifeleri, bunlar Anadolu’nun çeşitli yerlerinde temas kurdukları tarikat şeyhlerinin bazıları ve âsi elebaşıları şiddet uygulanarak katledilmiştir, fakat bunun sistemli bir “Kızılbaş temizliğine” dönüştüğünü söylemek büyük bir yanılgıdır.”

Akademisyen tarihçi Erhan Afyoncu göre ise, Yavuz Sultan Selim’in 1514 İran Seferi boyunca infazlar gerçekleştirdiği doğrudur; Ancak bu infazlarda II. Bayezid döneminde etkileri yeteri kadar anlaşılamayan ve çoğalan Safevi Propagandacıları ve ajanları öldürülmüştür. Bu dönemde göçebe Türkmen nüfusu karizmatik ve ilahi güçlere sahip olduğuna inanılan Şah İsmail’in vaatleriyle cezbedilmekteydi. Anadolu’da tersine bir göç hareketi başlıyor ve İç – Doğu Anadolu bölgesi sınır ötesine, İran’a kayıyordu. Bu kabul edilemezdi. Göçebe Türkmenleri yerleşik hayata geçmeye zorlayan Osmanlı devlet politikasına karşılık Şah İsmail, göçebelerin başına buyruk yaşaması gerektiğini ve vergi alınamayacağını iddia ediyordu. İslamiyeti yaşam tarzları nedeniyle yeteri kadar yaşayamayan ve yerleşik hayatı kendilerince tehdit olarak algılayan göçebe Türkmen nüfusu şiiliğin esnek yapısını kendilerine daha uygun buluyor, propaganda böyle yapılıyordu. Ayrıca Safevilerin şiiliğe direnen Sunnileri öldürdüğü iddiaları da İstanbul’u rahatsız ediyordu. Anadolu’daki Sunni birlik artan Şii sempatizanlarıyla büyük bir risk altındaydı. Yavuz Sultan Selim’in hedefi bu propagandayı yapanlardı ve mesele bir devlet güvenlik meselesiydi.

Ailesi ve Eşleri

Ayşe Hafsa (Hâfize) Valide Sultan – Kanuni Sultan Süleyman, Şehzade Orhan, Şehzade Musa, Şehzade Korkut, Hatice Sultan, Fatma Sultan, Beyhan Sultan, Şah Sultan ve Hafsa Hanım Sultan’ın annesi

Not: I. Selim’in dört eşi olduğu belirtilmektedir.

 

Erkek çocukları

Kanuni Sultan Süleyman

Orhan. Küçük yaşta ölmüştür.

Musa. Küçük yaşta ölmüştür.

Korkut. Küçük yaşta ölmüştür.

NOT: I. Selim’in, küçük yaşta ölen oğullarının olduğu bazı kaynaklarda[20] belirtilirken, bazıları[10][54] bu çocukların varlığından bahsetmemektedir. Bu konuda muhtelif görüşler vardır.

 

Kız çocukları

Beyhan Sultan, (ö. 1559). Ferhad Paşa’nin eşi.

Hatice Sultan (Hanım Sultan olarak da bilinir), (ö. 1538). İskender Paşa’nın eşi. 2. eşinin Pargalı İbrahim Paşa olduğu bazı kaynaklarda iddia edilse de bu bilgi tartışmalıdır.

Fatma Sultan, Kara Ahmed Paşa’nın eşi.

Şah Sultan, (ö. 1572). Lütfi Paşa’nın eşi, boşandılar.

Hafsa Hanım Sultan, (ö. 1538). İskender Paşa’nın eşi.

Yenişah Sultan (Yeni Şah Sultan olarak da bilinir)

Hatun Sultan, Çoban Mustafa Paşa’nın eşi.

Not: Kız çocuklarının sayısının 10 olduğu söylenmektedir.

 

Selimnameler

Osmanlı devleti döneminde Türk edebiyatında “Selimname” adı verilen I. Selim dönemnin tarihini anlatan şiir ve nesir eserleri hazırlanmıştır. Selimnamelerin bazıları bu padişahın doğumundan ölümüne kadar hayatını anlatmakta, diğerleri ise sınırlı olarak hayatının belirlenmiş bir dönemini anlatmaktadırlar. Selimnameler Türkçe, Arapça ve Farsça olarak yazılmışlardır. Burada bu Selimnamelerin bir bibliyografyası verilmektedir:

 

 

İdris-i Bitlisi, (ed. Hicabi Kırlangıç), (2001) Selim Şahname, Ankara:Kültür Bakanlığı Yayınları.

Şükrî-i Bitlisî, (ed. Mustafa Argunşah), (1997) Selim-name, Kayseri:Erciyeş Üniversitesi Yayınları.

Şükrî-i Bitlisî, (ed. Ahmet Uğur, Mustafa Çuhadar ve Ahmet Gül), (1995),Selim-name, İstanbul: İsis Yayınları.

Hadidi, (ed. Necdet Öztürk), (1991) Tevarih-i Al-i Osman (1299-1524), İstanbul: s.356-419.

Haydar Çelebi, “Haydar Çelebi Ruznamesi”, ed. Y. Senemoğlu, İstanbul, n. d. Friedrich Giese, (ed. ve tr.çev) 1922-25; “Tevarih-i Al-i Osman” as Die altosmanischen anonymen Chroniken, 2 vols., Breslau,

Haydar Çelebi, (ed. Nihat Azamat), (1992) Haydar Çelebi Ruznamesi İstanbul, s.132-40.

Celalzade Mustafa Çelebi, (ed. Ahmet Uğur ve Mustafa Çuhadar) (!990) Selim-name, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

Kemal Paşa-zâde, (ed. Şefaettin Severcan) (1996), Tevârih-i Âl-i Osman, X. Defter, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

İbn Kemal (ed. Ahmet Uğur), (1987) Tevârıh-i Âl-i Osman, İzmir: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

İbn Kemal (ed. Şerafettin Turan) (1991), Tevârih-i Âl-i Osman VIII. Defter, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Lütfi Paşa, (ed. K. Atık), (2001) Tevarih-i Al-i Osman , Ankara:, s.197-244.

Hoca Sadeddin Efendi (ed. İsmet Parmaksızoğlu) (1992) Tacü’t-Tevarih, C.IV (3.bas.), Eskişehir: Kültür Bakanlığı s.123-367.

Sarıca Kemal, (ed. Necdet Öztürk) () Salatin-name, Ankara, s.168-79.

Yusuf bin Abdullah, “Tarih-i Al-i Osman”, ed. Efdal Sevinçli (1997) “Bizans Söylenceleriyle Osmanlı Tarihi: Tarih-i Al-i Osman, İzmir, s.235-71.

Parmaksızoğlu, İsmet (1953), “Üsküplü İshak Çelebi ve Selimnâmesi”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Ç. III, Sayı 5-6 (Eylül 1951-Mart 1952), İstanbul, s.123-134.

Speiser, Marie Thérèse (1946), Das Selimname des Sa’dî b. Abdül-Müte’âl (ubersetzung), Zürich,

Steidl, A. (1942), “Die Wiener Handschrift des Selimî-nâme von Şükrî”, Wiener Zeitschrift für die Kunde des Morgenlandes, Viyana, s.180-233.

Tekindağ, M. C. Şehabeddin (1970), “Selim-nâmeler”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Entitüsü Dergisi, Sayı: 1 (Ekim 1970), Istanbul, s.197-230.

Babinger, Franz (cev. Çoskun Üçok) (1982), Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri, Ankara:Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayinlari.

Levend, Agâh Sırrı (1956), Gazavât-nâmeler ve Mihaloğlu Ali Bey’in Gazavât-nâmesi, Ankara.:

Yayınlanmamış tezler

Belgen, Abdüsselam (1987), Adâ’î-yi Sîrâzî ve Selîm-nâmesi [Araştırma, Metin ve Çeviri], Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara [Yayımlanmamış doktora tezi].

Çuhadar, İbrahim Hakkı (1988), Sucûdî’nin Selim-nâmesi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri [Yayımlanmamış yüksek lisans tezi].

Kökoğlu, Ali (1994), Kemal Paşa-zâde’nin Selim-nâmesi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri [Yayımlanmamış yüksek lisans tezi].

Savaş, Hamdi (1986), İshak Çelebi ve Selim-nâmesi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri [Yayımlanmamış doktora tezi].

Severcan, Şefâettin (1988), Keşfî’nin Selim-nâmesi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri [Yayımlanmamış yüksek lisans tezi].

İsmi bilinen diğer Selimnameler[değiştir | kaynağı değiştir]

İznikli Derunî’nin Muharebât-ı Selim-i Evvel bâ Şâh. [Babinger (1982).s.61; Levend (1956) s. 33].

Niğdeli Hakî’nin Selimnamesi [Babinger (1982).s.61].

Kadızade (Kebir b. Üveyz)’nin Selimnamesi [Tekindağ (1970): s.218-219]

Hayatî’nin Selimname ve Şahname eserleri [Babinger (1982) s.61].

Muhyî’nin Selimnamesi [Tekindağ (1970): s.212]

Seyyid Mehmed’in Selimnamesi [Tekindağ (1970): s.229].

Şîrî’nin Selimnamesi [Tekindağ (1970): s.220-222]

Şuhudî’nin Şahnamesi, [Babinger (1982) s.61; Tekindağ (1970): s.229].

anon. Tarihü’s-Sultan Selim Han: [Levend (1956) s.32).

anon. Kıssa-i Murarebe-i Kızılbaş: [Levend (1956) s.32).

anon. Fetihname-i Diyar-ı Arab [Levend (1956) s.32).

Arifî’nin Selimnamesi: [Levend (1956): s.31]

Ebu’l-Fazl Mehmed Efendi’nin Selimşahnamesi. [Tekindağ (1970): s.226-228]

Ali b. Muhammed el-Lahmî’nin Selimnamesi [Tekindağ (1970): s.219-220].

Es-Şeyh el-Muhaddis Carullah b. Fahdi’l-Mekkî’nin Selimnamesi (Tekindağ (1970): s.230].

 

 

 

 

Yavuz Sultan Selim biyografisi, Yavuz Sultan Selim kimdir? Yavuz Sultan Selim 10.10.1470 tarihinde doğmuş olup Padişahlık yapmıştır.  Yavuz Sultan Selim ne zaman ölmüştür?  Yavuz Sultan Selim 10.10.1470 tarihinde doğmuş ve 21.09.1520 tarihinde 50 yaşında vefat etmiştir.  Yavuz Sultan Selim nerelidir?  Yavuz Sultan Selim Türkiye vatandaşıdır.
Etiketler

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. gayet güzel bir yazı fakat resimdeki palabıyıklı ve küpeli görünen kişi malesef yavuz değil iran şahı şah ismaildir. Çabucak düzenlemeniz dileğiyle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir