Kültür-Sanat

Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri ve Sözleri

Necip Fazıl Kısakürek

Ünlü yazar Necip Fazık Kısakürek tarafından yazılan şiirler ve Necip Fazıl Kısakürek Sözleri

[ad id=”9939″]

An oluyor bir garip duyguya varıyorum;
Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum?…

1976

Necip Fazıl

EN GÜZEL NECİP FAZIL KISAKÜREK ŞİİRLERİ

Sakarya Türküsü

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..

(1949)

Necip Fazıl Kısakürek

Beklenen

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme, artık neye yarar?

[ad id=”9741″]

Kaldırımlar

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi…

II

Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!

Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur…
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları…

III

Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.

Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.

Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan…

Aç Kapıyı

Aç kapıyı haber var,
Ötenin ötesinden.
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.

Biz geldik, bilen bilsin.
Gönül gönül girilsin.
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden.

[ad id=”3969″]

Çile

Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde…

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı.

Ateşten zehrini tattım bu okun.
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum, değdi burnuna “yok”un,
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.

Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikat, al sana rüya!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz,
Kapandım yatağa son çare diye.
Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
Yepyeni bir dünya etti hediye.

Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor;
Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kâinat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.

Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
Otursun yerine bende her şekil;
Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.
Deliler köyünden bir menzil aşkın,
Her fikir içimde bir çift kelepçe.

Niçin küçülüyor eşya uzakta?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu öğrensem asıl?

[ad id=”3969″]

Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
Selâm, selâm sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
Annemin duası, düş de perde ol!
Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

Uyku, kaatillerin bile çeşmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
Teselli pınarı, sabır memesi;
Size şerbet, bana kum dolu çanak.

Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
Sırrını ararken patlayan gülle?
Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
Karınca sarayı, kupkuru kelle…

Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,
Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
Fikir çilesinden büyük işkence.

Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
Yetişir çektiğim mesafelerden!

Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık.
Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
Tutuyor önümde bir mavi ışık.

Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
Bir zehirli kıymık gibi, beynimde.

Lûgat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden;
Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?

Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
Belâ mimarının seçtiği arsa;
Hayattan muhacir, eşyadan öksüz?

Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerreciğim ki, Arş’a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!

Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

Gece bir hendeğe düşercesine,
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.

Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde mâverâ dede.
Yandı sırça saray, ilâhî yapı,
Binbir âvizeyle uçsuz maddede.

Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
İçiçe mimarî, içiçe benlik;
Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!

[ad id=”9741″]

Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
Suda ezel fikri, ebed duygusu.

Kaçır beni âhenk, al beni birlik;
Artık barınamam gölge varlıkta.
Ver cüceye, onun olsun şairlik,
Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.

Öteler öteler, gayemin malı;
Mesafe ekinim, zaman madenim.
Gökte saman yolu benim olmalı;
Dipsizlik gölünde, inciler benim.

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak…

 

[callout bg=”#dd1c1c” color=”#ffffff” fontsize=”32″]Necip Fazıl Kısakürek Kimdir?[/callout]

[ad id=”10043″]

NECİP FAZIL KISAKÜREK SÖZLERİ

● Allah’ım! Senden ne gelecekse gelsin. Sen ki Rahmetinle de kahrınla da güzelsin..

● Ağlayabilseydiniz; anlayabilirdiniz…

● Çile çekmeyen insandan adam olmaz..

● Ölüm zorların zoru, yaşamak ondan da zor!

● Geçti, isteme gelmeni, yokluğunda buldum seni.

● Bir tohumda; gövdesi, dalları, yaprakları ve meyvesiyle bütün bir ağaç gizlidir.

● Gözler, ya merhamet ya da neferetin ışıldadığı bir kandildir.

● Her ağızda her telde fanilik dırıltısı, sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı.

● Kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse, her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse.

● Beni kimsecikler okşamaz madem, öp beni alnımdan, sen öp seccadem

● Ne gelirse Başımıza Hak’tandır; ama geliş sebebi Hak’tan ayrılmaktandır..

 

nfk_sözleri_01

 

Allahım, Bizi hem af, hem adam et.

Allah dostu odur ki nefsine tek pay biçmez.

Kırk yıl bir ekşi ayran özler de onu içmez.

Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum.

Allah, Izdırabını çektirmediği şeyin, nimetini vermez.

Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur!

Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir.

Anladım işi; San’at ALLAH ı aramakmış, marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.

ALLAH de ve sus! Başka hiçbir şey söylemeye değmez.

Arı bal yapar, fakat balı izah edemez.

Ağlayabilmek için ille yılanlı kuyuya düşmek mi lazım?

Asıl Dünya’nın en korkunç bir yılanlı kuyu olduğunu anlamak yetmez mi?

Bir kalbim var ki benim, sevdiğinden burkulur.

Kahredenden ziyade, sevilenden korkulur.

Beni kimsecikler okşamaz madem.

Öp beni alnımdan, sen öp seccadem.

Bir namazım, bir duam, bir de eski seccadem.

Hepsi hepsi bu kadar, işte benim sermayem.

Bu gidişle utanmaktan utanan bir nesil gelecek.

Bir hadiseyi düşünebilmek için filozof olmaktan başka çare görmemek, düşünme hakkından vazgeçmek değil midir?

Ben, haritada deniz görmüş boğulmuş. Dokuz köyün sahibi dokuz köyden kovulmuş.

Bir hoşçakala sığdırdı beni, yere göğe sığdıramadığım.

[ad id=”3969″]

Bu hayatı fazla ciddiye almayın, nasıl olsa içinden sağ çıkamayacaksınız.

Ben geçmişimi dürdüm, büktüm ve kaldırıp çöpe attım, bu çöpleri ise ancak; kediler ve köpekler karıştırır.

Biz; Ayakları şişene kadar namaz kılan Peygamberin, gözleri şişene kadar uyuyan ümmetiyiz..

Benim geçmişim bir çöplüktür, çöplüğü ancak kediler ve köpekler karıştırır.

Bir tohumda; gövdesi, dalları, yaprakları ve meyvesiyle bütün bir ağaç gizlidir.

Ben Türkiye’yi yerin üstündeki 35 milyon ölünün degil, yerin altındaki 35 milyon dirinin koruduğuna inanırım.

Biz hohlaya hohlaya buz dağlarını erittik; şimdi ortalık çamurdan geçilmiyor.

Dağı tanıyan, nasıl tanımaz uçurumu? Madem ki yükseliş var, iniş olmaz olur mu?

Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım.

Dostlarımı hiçbir zaman satmadım, çünkü hepsi beş para etmez çıktılar.

Dünya güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık. Yaşarken temiz kalsaydık ölünce yıkanmazdık.

Dağı tanıyan, nasıl tanımaz uçurumu? Madem ki yükseliş var, iniş olmaz olur mu?

Dipsiz hasrete tuzak, en yakınken en uzak, tadı zehrinde erzak;

KADIN! Dünya öküzün üstünde derler ama; Dünya’nın üstünde nice öküzler bilirim.

Eklense de başıma, dünyada kaç baş varsa. Başım, onların hepsi için secdeye varsa.

Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın. Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın.

Farkı yok, mantarlaşmış bir kayadan, derimin; Yüzümde çizgi çizgi, imzası kaderimin.

Fikir besler, siyaset öldürür. Siyaset, fikrin kendisi değil; posasıdır.

Tahtadan yapılmış bir uzun kutu, baş tarafı geniş, ayak ucu dar, çakanlar bilir ki bu boş tabutu, bir gün kendileri dolduracaklar.

Tam 30 yıl saatim işlemiş ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.

Kalacak kim var ki dost tomarından, ‘O’ var sana daha yakın şah damarından.

Kadın; Hristiyanlıkta yol kesici bir engel, islamda ise yol açıcı bir kanattır.

Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür.

Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür.

Kadın mezarlığa girerken başını kapıyor, dışarı çıkarken açıyor.

Ölüye karşı kapayıp, diriye karşı açmak akıl almaz. Kalbimi ve aklımı hep sağ elime verdim.

Görevi olmasaydı, sol elimi keserdim. İmanın ticaretini yapanda, iman arama!

İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa imha için de o kadar cehalet kafidir.

İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.

İslamiyet avrupadan gelse müslüman olacaksınız. İnsanın sevdiğini kaybetmesi, dişini kaybetmesi kadar ilginçtir.

Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu. İttihat ve Terakki bir baştan öbür başa sahte kahramanlar sirkidir.

Ucuz kahramanlık özentisi ve sahtesi, içiçe..

Ondan sonraki devir malum. Maddede kurtarılan milletin ruhta batırılışı…

Gençliğine doyamadan gitti, derler. Doymak mümkün mü ki, doyup da gitsin.

Doymak burada değil. Burası acıkmanın yeri.

Gözler, ya merhamet ya da neferetin ışıldadığı bir kandildir.

Gördüğü şeyi nasıl görebildiğini izahtan âcizken gözüyle görmediği için

Allahı inkar eden maddeciden iğreniyorum! Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür. Sana çöl gibi gelen, o göl diyorsa göldür.

[ad id=”9741″]

Güvenle gel, biterim; öyle ki, hiçbir desteğin olmasa da güvenindeki heybet bana yeter?

Böyle gelebiliyor musun? Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten; Affet, senden habersiz kaldığım her nefesten..

Olunmayacak herşeyle olabilecek herşeyin kefalet ve keyfiyeti islamda, herşey islamda!

Ölüden haber gelmiş, diri okur anlamaz.. Sorsan herkes müslüman, ne şükür var ne namaz..

Ömrün ilk yarısı; ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısı da; İlk yarısının hasretiyle geçer. Öyle insanlar vardır ki lağıma düşseler lağımı kirletirler.

Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber. Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?

Öyle bir devim ki, hakikatte pireyim. Bir delik gösterin de utancımdan gireyim.

Parası olan pazardan, İmanı olan mezardan korkmaz..

Posayı cevher sanan kabuk milliyetçisinden, çile çekmeden olmaya bakan ezberci medeniyetçiden, hayat ağacını devirmeyi ve nurlu meyveleriyle ateşe atmayı inkilâp sayan devrimbazdan ve bunlara inananlardan, kapılanlardan iğreniyorum!

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar.Onu ‘İstanbul’ diye toprağa kondurmuşlar.

Ruh, dal budak salmış bir ağaç gibi göz önünde bulunan hakikatlerde değil, en derin ve en gizli yerdedir

Ruh, insanın tohumudur.

Sonum yokluk olsa, bu varlık niye?

Seni aramam için beni uzağa attın! Alemi benim, beni kendin için yarattın!

Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam. Alıp beni götürsün, tam 4 inanmış adam.

Sabır, çekilen şeyi duymamak değil, ona dayanmayı bilmektir. Sen ki, beş vakit namaz kibriyle ferahtasın,

Günahın yok sanırken en büyük günahtasın! Sonunda “eyvah” diyeceğin şeylere, başında “eyvallah” deme.

Sabır; İncecik Sırat; Murat İçinde Murat..

Sabır HAKK’ a Tevekkül; Sabır HAKK’ a İtimat..

Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam; Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam.

Şiir, Allah’ı sır ve güzellik yolundan arama işidir.

Kader, beyaz kağıda sütle yazılmış yazı. Elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı.

Kâfirler Müslümanlığı bizim bu hâlimiz sanıyor, fakat biz Müslümanlığı kendi hâlimiz sanırsak Allah’a ve Resulu’ne iftira etmiş oluruz!

Konuşsam dilim yanar.. Sussam kalbim… Mecnun olup Leyla için çöller aşmıssın ne fayda..

Mûmîn olup Mevla için secdeye varmadıktan sonra.. Memleketler parasızlıktan değil, ahlaksızlıktan çökerler. Marifetli hokkabaz başını kaldır da bak. Gökte bir oynayan var yıldızlarla kaydırak.

Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık; Anla ki, yok, Allah’tan başkasıyla yakınlık. Ne gelirse başımıza Hak’tandır; fakat geliş sebebi, Hak’tan ayrılmaktandır.

Niçin küçülüyor eşya uzakta? Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl? Ne başını kapat, altını göster; ne altını kapat, üstünü göster. Hepsini kapat, İMANINI göster.

Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar, ne de şeytan bir günahı, seni beklediğim kadar.

Hayırlı eş; Allah’ın kuluna özel bir ikramıdır. Hayırsız eş ise Dünya’nın en ağır imtihanıdır.

Her kahkahanda rabbine şükretmiyorsan neden her ağlamanda ona kızıyorsun.

Hiçbir şey namazla bitmez herşey namazla başlar.

Helal ile beslersen çocuğunu Hürmet ile öder borcunu, Haram ile beslersen o’nu Hakaret ile öder borcunu.

Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;

Bu mu dersin, taşlarda donmuş sükûta sebep? Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret; Ebedi bir yaşam için gayret yok hayret!

Veren de “O” Alan da ”O”, Nedir senden gidecek? Telaşını gören de, “CAN” Senin zannedecek. Yalan söylemek beceri ister.

Biz de becerikli insanlara aşık oluruz. Yarın elbet bizim, elbet bizimdir; Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.

Yaprak sıkılmıştı ağaçtan, bahane idi sonbahar. Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen;

Değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın.

Yalnız, annem gibi, o ılık sesle, içimde dövünüp ağlama gurbet! Zaman insanları değil armutları olgunlaştırır.

[ad id=”3969″]

[callout bg=”#dd1c1c” color=”#ffffff” fontsize=”32″]Necip Fazıl’dan Nükteler[/callout]

 

 

 

 

 

 

 

Nukteler.com’u Facebook’tan takip etmeyi unutmayın!

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir