Kuran-ı Kerim

Kalem Suresi

Kalem Suresi, Mekke döneminde inmiştir. 52 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “el-Kalem” kelimesinden almıştır. “Nûn” sûresi diye de anılır.

 

68. Sure : Kalem Suresi Hakkında Kısaca Bilgi

Kalem Suresi adını, birinci ayette geçen “kalem” kelimesinden almış olup yaygın olarak bu adla anılmaktadır. Tefsirlerde “Nûn” adıyla da anılır. Buhârî ise sûrenin adını “Nûn ve’1-kalem” olarak belirtmiştir. 52 ayetten oluşan Kalem suresi, Mekke’de inen ilk surelerdendir. Mushaftaki sıralamada 68., nüzul sırasına göre ise 2. suredir.

Kalem Suresi

Sürede genel olarak ; Müşriklerin iftiralarına cevap,  Peygamberimizin ahlakı, Müşriklerin vasıfları, Mal ve servete güvenmek, Günahtan sonra doğru yola gelmek, Kin ve öfkenin yüz ifadelerine yansıması, Yunus peygamberin durumu konuları anlatılmaktadır.

  • Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim Kalem Suresini okursa, Allah’u Teala, ahlaklarını güzel yaptığı kişilerin sevabını ona verir.”(Envârut-Tenzîl ve Esrârut-Te’vil)
  • Zalimin zülmünü, fesat edenlerin fesadını önlemek ve kötülüklerinden korunmak için okunur.
  • Şerden korunmak ve her murada nail olmak için Kalem Suresi 10 defa okunmalıdır.
  • Kalem Suresi Zihin açıklığı veya unutkanlık için ilk 5 ayeti okunur.
  • Vücutta oluşan yara ve çıbanlara karşı aşağıdaki ayetler 7 kere okunmalıdır. Kalem suresinin 16-19. ayetleri 1 kere okunmalı, 20. ayeti de 7 kere tekrarlanmalıdır.
  • Alimler nazar değmesine karşı Kalem suresinin 51-52. ayetlerini okumuşlar ve okunmasını tavsiye etmişlerdir.Nazar değen kimseye 7 kere okunursa, Allah’u Teala’nın izniyle şifaya kavuşur. Eğer hastanın durumu kötü ise, 10, 40 veya 100 defa okunup hastaya üflenir veya suya okunarak içirilir ve hastanın vücuduna sürülürse, hasta şifa bulur.
  • Hasetçilerin kıskançlıklarından korunmak ve aç gözlü insanların kötü bakışlarından zarar görmemek için bir kağıt üzerine besmele yazdıktan sonra Kalem suresinin 51-52. ayetlerini 25 defa yazıp üzerinde taşımalıdır.

Kalem Suresi İlk Beş Ayeti

Arapça – Türkçe Okunuşu – Anlamı

Kalem Suresi 1 ve 5. Ayetler Zihin açıklığı ve unutkanlıktan kurtulmak için Kalem Suresinin ilk 5 ayeti çokça zikredilir.

Kalem Suresi 1 ve 5. Ayetler

Arapça Okunuşu – Türkçe Meali

Kalem Suresi 1. Ayet:  Nûn vel kalemi ve mâ yesturûn(yesturûne).
Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun!

Kalem Suresi 2. Ayet:  Mâ ente bi ni’meti rabbike bi mecnûn(mecnûnin).
Rabbinin ni’meti ile sen mecnun değilsin.

Kalem Suresi 3. Ayet:  Ve inne leke le ecran gayra memnûn(memnûnin).
Ve muhakkak ki senin için, elbette kesintisi olmayan mükâfat vardır.

Kalem Suresi 4. Ayet:  Ve inneke le alâ hulukın azîm(azîmin).
Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok büyük bir ahlâk üzeresin.

Kalem Suresi 5. Ayet:  Fe se tubsıru ve yubsırûn(yubsırûne).
Artık yakında sen göreceksin ve onlar da görecekler.

 

 

[ad id=”3969″]

 

Kalem Suresi 51 ve 52. Ayetler

Arapça Okunuşu – Türkçe Meali

 

Kalem Suresi 51 ve 52. Ayetler Alimler nazar değmesine karşı Kalem suresinin 51-52. ayetlerini okumuşlar ve okunmasını tavsiye etmişlerdir. Nazar değen kimseye 7 kere okunursa, Allah’u Teala’nın izniyle şifa bulur.

Kalem Suresi 51. Ayet: Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semiûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn(mecnûnun).
Ve inkâr edenler, zikri (Kur’ân’ı) işittikleri zaman gerçekten seni, neredeyse gözleri ile devirirler. Ve: “Muhakkak ki o, gerçekten mecnundur (delidir).” derler.

Kalem Suresi 52. AyetVe mâ huve illâ zikrun lil âlemîn(âlemîne).
Ve O (Kur’ân), âlemlere zikirden (öğütten) başka bir şey değildir.

[ad id=”9939″] [ad id=”3969″]

Abdulbasit Abdussamed Kalem Suresi Dinle

 

 

 

Kabe İmami Şureym Kalem Suresi Dinle

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

Kalem Suresi Arapça, Latin Harfli Okunuşu Ve Türkçe Meali

Bismillâhirrahmânirrahîm

Besmele

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…

1. ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
1. Nûn. Velgalemi vemē yesturûn.
1. Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.

2. مَا أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ
2. Mē ente biniğmeti Rabbike bimecnûn.
2. Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnûn (deli) değilsin.

3. وَإِنَّ لَكَ لَأَجْراً غَيْرَ مَمْنُونٍ
3. Veinne leke leecran ğayra memnûn.
3. Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır.

4. وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
4. Veinneke lealē [k]hulugin azîm.
4. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin.

5. فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
5. Fesetubsiru veyubsırûn.
5. Artık yakında göreceksin ve onlar da görecekler.

6. بِأَييِّكُمُ الْمَفْتُونُ
6. Bieyyikumul meftûn.
6. Sizden, hanginizin ‘fitneye tutulup-çıldırdığını.’

7. إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
7. İnne Rabbeke huve ağlemu bimen dalle an sebîlihî vehuve ağlemu bil muhtedîne.
7. Elbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidâyete erdiğini de daha iyi bilendir.

8. فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبِينَ
8. Felē tutıil mukezzibîn.
8. Şu halde yalanlayanlara itaat etme.

9. وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
9. Veddû lev tudhinu feyudhinûn.
9. Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı.

10. وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ
10. Velē tutığ kulle hallēfim-mehîn.
10. Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık,

11. هَمَّازٍ مَّشَّاء بِنَمِيمٍ
11. Hemmēzim-meşşēim-binemîm.
11. Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan),

12. مَنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
12. Mennēil lil[k]hayri muğtedin esîm.
12. Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkâr,

13. عُتُلٍّ بَعْدَ ذَلِكَ زَنِيمٍ
13. Utullim-bağde zēlike zenîm.
13. Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik;

14. أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ
14. En kēne zē mēliv-vebenîn.
14. Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye,

15. إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
15. İzē tutlē aleyhi ēyētunē gâle esētîrul evvelîn.
15. Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: “(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır” diyen.

16. سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ
16. Senesimuhû alel [k]hurtûm.
16. Yakında Biz, onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız.

17. إِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
17. İnnē belevnēhum kemē belevnē eshâbel cenneti iz egsemû leyesrimunnehē musbihîn.
17. Gerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.

18. وَلَا يَسْتَثْنُونَ
18. Velē yestesnûn.
18. (Bu konuda) Hiçbir istisnâ yapmıyorlardı.

19. فَطَافَ عَلَيْهَا طَائِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَائِمُونَ
19. Fetâfe aleyhē tâifum-mir-Rabbike vehum nēimûn.
19. Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela’ onun üstünü sarıp-kuşatıverdi.

20. فَأَصْبَحَتْ كَالصَّرِيمِ
20. Feasbehat kēssarîm.
20. Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi.

21. فَتَنَادَوا مُصْبِحِينَ
21. fetenēdev musbihîn.
21. Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.

22. أَنِ اغْدُوا عَلَى حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَارِمِينَ
22. Eniğdû alē harsikum in kuntum sârimîn.
22. “Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp-çıkın.”

23. فَانطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَ
23. Fentalegû vehum yete[k]hâfetûn.
23. Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler:

24. أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ
24. El-lē yed[k]hulennehel yevme aleykum miskîn.
24. “Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın.”

25. وَغَدَوْا عَلَى حَرْدٍ قَادِرِينَ
25. Veğadev alē hardin gâdirîn.
25. (Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.

26. فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوا إِنَّا لَضَالُّونَ
26. Felemmē raevhē gâlû innē ledâllûn.
26. Ama onu görünce: “Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız” dediler.

27. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
27. Bel nahnu mahrûmûn.
27. “Hayır, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) mahrum (yoksun) bırakıldık.”

28. قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
28. Gâle evsetuhum elem egul-lekum levlē tusebbihûn.
28. (İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: “Ben size dememiş miydim? (Allah’ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?”

29. قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ
29. Gâlû subhâne Rabbinē innē kunnē zâlimîn.
29. Dediler ki: “Rabbimiz Seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz.”

30. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ
30. Feegbele bağduhum alē bağdiy-yetelēvemûn.
30. Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar.

31. قَالُوا يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا طَاغِينَ
31. Gâlû yē veylenē innē kunnē tâğîn.
31. “Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız” dediler.

32. عَسَى رَبُّنَا أَن يُبْدِلَنَا خَيْراً مِّنْهَا إِنَّا إِلَى رَبِّنَا رَاغِبُونَ
32. Asē Rabbunē ey-yubdilenē [k]hayram-minhē innē ilē Rabbinē râğibûn.
32. “Belki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimiz’e rağbet eden kimseleriz.”

33. كَذَلِكَ الْعَذَابُ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
33. Kezēlikel azēbu veleazēbul ē[k]hirati ekberu lev kēnû yağlemûn.
33. İşte azâp, böyledir. Ahiret azâbı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler.

34. إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ
34. İnne lilmuttegîne inde Rabbihim cennētin-neîm.
34. Doğrusu, muttaki olanlar için Rableri Katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır.

35. أَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِمِينَ كَالْمُجْرِمِينَ
35. Efenec’alul muslimîne kelmucrimîn.
35. Öyleyse, Müslümanları suçlu-günahkar olanlar gibi (eşit) kılar mıyız?

36. مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
36. Mē lekum keyfe tehkumûn.
36. Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

37. أَمْ لَكُمْ كِتَابٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ
37. Em lekum kitēbun fîhi tedrusûn.
37. Yoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var?

38. إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
38. İnne lekum fîhi lemē te[k]hayyerûn.
38. İçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye.

39. أَمْ لَكُمْ أَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
39. Em lekum eymēnun aleynē bēliğatun ilē yevmil giyēmeti inne lekum lemē tehkumûn.
39. Yoksa sizin için üzerimizde kıyâmete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye.

40. سَلْهُم أَيُّهُم بِذَلِكَ زَعِيمٌ
40. Selhum eyyuhum bizēlike zeîm.
40. Onlara sor: “Hangisi bunun savunuculuğunu yapacak?

41. أَمْ لَهُمْ شُرَكَاء فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَائِهِمْ إِن كَانُوا صَادِقِينَ
41. Em lehum şurakēu felye’tû bişurakēihim in kēnû sâdigîn.
41. Yoksa onların ortakları mı var? Şu halde eğer doğru sözlü kimselerse, ortaklarını getirsinler.

42. يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
42. Yevme yukşefu an sēgiv-veyud’avne iles-sucûdi felē yestetîûn.
42. Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler.

43. خَاشِعَةً أَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ
43. [K]hâşiaten ebsâruhum terheguhum zilleh. Vegad kēnû yudavne iles-sucûdi vehum sēlimûn.
43. Gözleri ‘korkudan ve dehşetten düşük’, kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.

44. فَذَرْنِي وَمَن يُكَذِّبُ بِهَذَا الْحَدِيثِ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
44. Fezernî vemey-yukezzibu bihēzel hadîsi senestedricuhum min haysu lē yağlemûn.
44. Artık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.

45. وَأُمْلِي لَهُمْ إِنَّ كَيْدِي مَتِينٌ
45. Veumlî lehum. İnne keydî metîn.
45. Ben, onlara süre tanıyorum. Elbette Benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır.

46. أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْراً فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ
46. Em tes’eluhum ecran fehum mim-meğramim-musgalûn.
46. Sen, onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar?

47. أَمْ عِندَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
47. Em indehumul ğaybu fehum yektubûn.
47. Yoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar?

48. فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ الْحُوتِ إِذْ نَادَى وَهُوَ مَكْظُومٌ
48. Fasbir lihukmi Rabbike velē tekun kesâhibil hûti iz nēdē vehuve mekzûm.
48. Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.

49. لَوْلَا أَن تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِ لَنُبِذَ بِالْعَرَاء وَهُوَ مَذْمُومٌ
49. Levlē en tedērakehû niğmetum-mir-Rabbihî lenubize bil arâi vehuve mezmûm.
49. Eğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda (karaya) atılmış olacaktı.

50. فَاجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِحِينَ
50. Fectebēhu Rabbuhû fecealehû mines-sâlihîn.
50. Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı.

51. وَإِن يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ
51. Veiy-yekēdullezîne keferû leyuzligûneke biebsârihim lemmē semiûz-zikra veyegûlûne innehû lemecnûn.
51. O inkar edenler, zikri (Kurân’ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. “O, gerçekten bir delidir” diyorlar.

52. وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ
52. Vemē huve illē zikrul-lil âlemîn.
52. Oysa o (Kur’an), alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir.

 

 

 

[ad id=”10043″]

 

Nukteler.com’u Facebook’tan takip etmeyi unutmayın!

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir