Yaşam

Lalenin Osmanlı’dan Avrupa’ya Yolculuğu

Lalenin Osmanlı'dan Avrupa'ya Yolculuğu. Türklerin Dünyaya hediye ettiği hazine olan Lalenin hikayesi... Lalenin anlamı nedir? Peki lalenin anavatanı neresi?

Lalenin Osmanlı’dan Avrupa’ya Yolculuğu. Türklerin Dünyaya hediye ettiği hazine olan Lalenin hikayesi… Lalenin anlamı nedir? Peki lalenin anavatanı neresi? Lalenin Avrupa’ya yolculuğu nasıl olmuştur? Lale Hollanda’ya nasıl gitti? Lale mevsimi ne zaman, hangi ay? İşte geçmişten günümüze lale hakkında pek bilinmeyen gerçekler…

Lalenin Yolculuğu

Lalenin nereden geldiği sorulursa, cevap neredeyse kesinlikle ‘Hollanda’ olacaktır. Ve bu aslında doğru. Hollanda, tipik Hollanda manzarasına renk veren bu güzel çiçek soğanı tarlalarıyla ünlüdür. Bugün, Hollanda’nın en bilinen çiçeği laledir.

Lale, özenle yetiştirilen ve bir tek dal üzerinde olan bir tek çiçektir ve sanat dünyasında ve edebiyatta, tasavvufta sıklıkla kullanır.

Sadece ilkbahar aylarında görülen lale, gururlu bir çiçek olarak bilinir. Lale insana huzur verir. Farklı renk seçenekleri anlamını da farklılaştırmış, çoğaltmıştır. Lale çiçeği uzun yıllar boyunca aynı duyguların yansıtılmasına vesile olmuştur. Park ve bahçelerde rengarenk formları ile bize mutluluk veren lale, dünyanın en popüler çiçeklerinden biridir.

Lale, şarkılara ve şiirlere konu olmuş; bir devre adını vermiş o büyülü ve gizemli çiçek… Baharın habercisi, barışın, huzurun ve güzelliğin temsilcisi Lale’nin Avrupa’ya göç hikayesi ise 400 yıl önce Türkiye’sine uzanıyor.

Günümüzde Hollanda ile özdeşleşen Lalenin aslında Avusturyalı bir elçi sayesinde Osmanlı’dan Avrupa’ya gittiğini biliyor muydunuz?

Lalenin Hikayesi – Osmanlı İmparatorluğu’ndan Avrupa’ya

Lâlenin Türkiye’den Avrupa’ya hangi tarihte götürüldüğü kesin olarak bilinmiyor. Ancak 16. yüzyılda Hollanda’ya götürüldüğü tahmin edilmektedir.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Kanuni Sultan Süleyman nezdindeki büyükelçisi Ogier Ghislain de Busbeck 1554 yılında geldiği İstanbul’dan Avusturya’da yaşayan dostu Carolus Clusius’a lale soğanları gönderdiği sanılmaktadır.

De Busbecq, İstanbul’daki kraliyet sarayında yetişen son derece sofistike lale melezlerini görünce şaşırmış ve bazı soğanları Prag’daki Carolus Clusius’a göndermiştir. Daha sonra Hollanda’ya giderek Leiden Üniversitesi’nde göreve başlayan Clusius, bu ülkelerde laleyi ilk yetiştiren ve lâle endüstrisini kuran kişi olarak bilinmektedir.  Avrupa’da lalelerin yaygın dağıtımı bu şekilde başlamıştır.

Ancak Avrupa’da lâle merakının daha da önce başladığına dair kayıtlar da vardır. B. Belon adlı bir Fransız hekimi 1549’da çıktığı Yakındoğu seyahati sırasında İstanbul’a da uğramış ve hatıratında kırmızı zambak diye söz ettiği lâle çiçeğinin soğanlarından edinmek için bir çok yabancının gemilerle İstanbul’a geldiğinden söz ermiştir.

Lâleyi Avrupa’da meşhur ettiğini iddia eden Conrad Genser de bu çiçeği ilk defa 1559 yılında, Ausburg’da, ender egzotikler koleksiyonuyla şöhret kazanan Newart’ın bahçesinde gördüğünü ona da soğanların İstanbul’da ki bir dostu tarafından gönderildiğini söyler.

Lalenin Kökeni

Laleler aslen Orta Asya’dan, Kazakistan’daki Hindu Dağları’ndan gelen kır çiçekleriydi, ancak ilk olarak MS 1000 gibi erken bir tarihte Türkler tarafından yetiştirildiği bilinmektedir.

Zambakgiller ailesinden soğanlı, çok yıllık otsu bitki türlerinin ortak adı olan lalenin Latince veya botanik adı ‘Tulipa’dır ve Türkçe “tülbent” kelimesinden gelmektedir. Lalenin İngilizce adı ise “Tulip”tir. İngilizcede tulip denmesinin sebebi ise Osmanlıların sarıklarına benzetmiş olmaları ve sarık anlamında tulip kelimesi kullanmalarından dolayıdır.

Lalenin anavatanı Pamir, Hindukuş ve Tanrı dağlarıdır. Türkler, göçleri esnasında bu bitkinin soğanlarını Anadolu’ya getirmiştir.

Selçuklu eserlerinde laleyi ilk kez görüyoruz. On ikinci yüzyılda laleler özellikle Anadolu Selçukluların başkenti Konya şehrinde motiflere dahil edilmişti. Bu nedenle lale ve lale kültürünün Türklerle birlikte Anadolu’ya geldiği kesin bir kanı olarak kabul edilmektedir.

Konstantinopolis, Osmanlının fethinden sonra İstanbul olarak yeniden tasarlanınca, Sultan II. Mehmet yeni park ve bahçelere lale dikilmesini emretti. Fatih Sultan Mehmet kendisi de hevesli bir bahçıvandı. Boş zamanlarında Topkapı Sarayı’nın bahçelerinde çalışıyordu.

Daha sonra Sultan Süleyman, lale sevgisini başka bir boyuta taşıdı. İstanbul’da lale dikimi ve kullanımını profesyonelleştirdi ve gülden daha popüler oldu. Sultan Süleyman da büyük bir şairdi ve şiirlerinde laleden birkaç kez söz etmiştir. Şiirlerinde “Muhibbi” takma adını kullanıyordu.

Aşağıdaki resimde Sultan ile birlikte geçit töreninde sergilenen devasa lale figürünün resmedildiğini görüyoruz.

1582’de İstanbul’da bir festivalde Çiçek Loncası’nın geçit töreninde sergilenen devasa bir lale maketi – Topkapı Sarayı Müzesi

İslam sanatında laleler

Mevlana’nın deyimiyle şiirsel bir çiçek

Lalenin tasavvuf kültüründe de özel bir yeri vardır. Anadolu’nun büyük mutasavvıflarından Mevlana , ‘Böylece Pervasızca Açığa Çıktı’ adlı şiirinde laleden bahsetmiştir.

Aralık ve Ocak, gitti. Laleler geliyor. Ağaçların rüzgarda nasıl sendelediğini ve güllerin asla dinlenmediğini izlemenin zamanı geldi…

Selçuklu âbidelerinde, yazma kitap ve kapaklarında yer alan bu çiçeği mevcut bilgilere göre şiirde ilk kullanan kişi, “Lâlenin yanakları yalım yalım, nergisin gözünden kaçıp gizlenmede” sözüyle Mevlânâ’dır.

İlk lale süslemeleri 12. yüzyıla kadar dayanıyor. Laleyi şiirlerine ilk taşıyan ise Mevlana Celaleddin Rumi olmuş, Mevlana’nin rubailerinde yer alan lale kara sevdayı temsil etmiştir. Lalenin adeta dua eder gibi açılan elleri anımsattığı düşünülür, bu da lalenin inanç boyutunu derinleştirir.

İslam sanatında lalenin popülaritesi çiçeğin şekliyle çok alakalıdır. Arap alfabesinde “Allah” ﷲ ismi, lale şeklini andırır. Lale (Arapçada “Lale”) ﻻ ﻟﻪ kelimesini oluşturan Arapça harfler, Allah’ın adını oluşturan harflerle aynıdır ve onu İslam sanatında ve kültüründe yüce bir konuma sahip çok özel bir çiçek yapar. Bir başka deyişle tasavvufta lale vahdeti temsil eder.

Bahçelere lale dikmek Osmanlı İmparatorluğu’nda bir gelenek ve moda olmuştu. Osmanlılar çevreye çok önem vermişler ve lale, Osmanlı’nın ulusal sembolü haline gelmiştir.

“Ey Gönül! Cânına üflenen nefhayla yan da kavrul! Amma lâle gibi ol ki, hâlinden sadece “yâr” haberdâr olsun.” (Mevlana Celaleddin Rumi)

Osmanlı’da Lale Devri

Osmanlı Devletinde Lale Devri, “Zevk ve sefâ” devri olarak bilinir. Lale Devri, 1718 yılında Avusturya ile imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayıp, 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı ile sona eren dönemdir.

Adını, O dönemde İstanbul’da yetiştirilen ve zamanla ünü dünyaya yayılan lale çiçeklerinden alması, çok sonradan olmuştur. Bu dönem Osmanlı İmparatorluğunun hiçbir devrinde Lale Devri olarak anılmamıştır.

Yahya Kemal samimi arkadaşı Ahmet Refik Altınay ile bir sohbeti sırasında, III. Ahmed’in Veziri Azamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ile beraber 1718-1730 yılları arasında yaptıkları, Osmanlı İmparatorluğundaki yaşam biçimini değiştirme etkinliklerini Lale Devri olarak tanımlar. Ahmet Refik de bu dönemi anlatan kitabına “Lale Devri” (istanbul 1331/1913 Muhtar Halit Kitabhanesi) ismini verir ve bir süre sonra bu dönem Lale Devri olarak anılmaya başlar.

Lale mevsimi ne zaman?

Lale soğanı her yıl Mart-Mayıs ayları arasında çiçek açar. Ancak lale soğanını Eylül ayında diktikten sonra donmasını önlemek gerekir. Eylül, Ekim, Kasım ayları içerisinde dikim yapılabilir.

Türk el sanatlarında mimaride ve bahçe süslemelerinde, motiflerde sıklıkla görülen lale zamanla özellikle İstanbul’un simgesi olmuştur.

İstanbul’da belirli parklara ve alanlara Ekim – Kasım gibi dikilen laleler görsel şölen oluşturur. Özellikle Emirgan Korusu, Hidiv Kasrı, Göztepe ve Gülhane Parkı’na dikilen laleler Nisan ayı ortaları ve sonlarına doğru çiçek açar. Her yıl özellikle İstanbul’da Lale Mevsimi yaşanır ve Nisan ayı boyunca Lale Festivali düzenlenir.

Her yıl ocak ayında Amsterdam’da ise ‘Ulusal Lale Günü’ şenliği düzenlenir.

Renklerine göre lalenin anlamları

Her dönem önemli bir yer edinen lalenin elbette ki renklerine göre farklı anlamları, verdiği mesajlar vardır. Görünümü ile izleyenleri mest eden lalenin şimdiye kadar 60 türü olduğu bilinmektedir.

En çok karşılaştığımız, sevdiklerimize hediye ettiğimiz farklı renklerdeki lalelerin ifade ettiği mana ve içerdiği semboller şu şekildedir;

Kırmızı Lale;  aşk ve tutkuyu sembolize eder. Pembe Lale Şefkat, sadakat ve sevgiyi ifade eder. Sarı Lale umutsuz aşk ya da ayrılık anlamları taşısa da şimdilerde ise neşe, enerji ve güzel zamanların yaklaştığı haberi veren mesajı içerir. Turuncu Lale mutluluk, sıcaklık, yüksek enerji ve hayranlığı ifade ederler. Mor lale asalet anlamına gelir.

Sonuç olarak;

Bugün lale, Türk ve İslam müzisyenlerine ve sanatçılarına hala ilham veriyor ve güzelliğiyle tüm dünya tarafından takdir ediliyor. Lale aynı zamanda Türkiye’de sevilen bir kadın ismidir. Lale motifi Türkiye ile ilgili çeşitli öğelerde görülmektedir. Günümüzde belki de en iyi örnekler Türk Hava Yolları uçaklarının gövdesindeki ve resmi Türkiye turizm portalı GoTurkey’in logosundaki lale motifleridir.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu