Hadis

Muâz ibni Cebel (RA)’den Hadisler

Muâz ibni Cebel (RA)

Ensârın ileri gelenlerindendir. Adı, Muaz bin Cebel bin Amr bin Evs bin Âbid bin Adiy bin Ka’b el-Ensârî’dir. Künyesi Ebû Abdullah’dır. Milâdî 605 senesinde Medine’de doğmuştur.  Peygamber Efendimiz’le birlikte bütün savaşlara katılmıştır. Rasûlullah (a.s) onu Muhâcirînden Abdullah b. Mes’ud (ra) ile kardeş yapmıştır.

Hz. Peygamber kendisini çok sever ve zaman zaman: “Ey Muaz seni seviyorum” demek suretiyle bu sevgisini açığa vururdu. Ashab arasında da, yüz güzelliğinin yanında, yumuşak huyluluğu, hayâsı ve cömertliği ile tanınıyordu.

Hz. Ömer (ra)’ın Onun hakkında şöyle dediği rivayet edilir: “Analar bir daha Muâz gibisini doğuramaz. Eğer Muâz olmasaydı Ömer helak olurdu.”

Sünnete de son derece bağlıydı. Yaşayışında zühd ve takvaya da büyük önem verirdi.

Hz. Muâz, aynı zamanda sahabenin fakihlerinden olup dinde vukuf (ince anlayış) sahibiydi. Daha Rasûlullah’ın sağlığında fetva vermeye başlamıştı. Kendisinden 157 Hadis rivayet edilmiştir.

Peygamber Efendimiz onu, İslâmı anlatıp öğretmek ve Kur’an-ı Kerim’i ezberletmek üzere, Hicretin dokuzuncu yılında vali olarak Yemen’e göndermiştir.

Hz. Ebu Bekr (ra)’in halifeliği döneminde Yemen’den döndü. Kalan ömrünü Şam’da geçirdi ve Ürdün’de Tâûn hastalığından, henüz genç sayılabilecek bir yaşta otuz sekiz yaşında vefat etti.

Muaz ibni Cebel kısaca hayatı

Ensârın ileri gelenlerinden bir sahabi. Adı, Muaz b. Cebel b. Amr b. Evs el-Ensâri el-Hazrecî’dir. Künyesi, s”Ebu Abdurrahman”dır. On sekiz yaşında müslüman olmuştur. Peygamber Efendimiz’le birlikte bütün savaşlara katılmıştır. Rasûlüllah (s.a.s) onu Muhâcirînden Abdullah b. Mes’ud ile kardeş yapmıştı. Muhammed b. Sa’d: “Muaz, uzun boylu, beyaz tenli, güzel dişli, iri gözlü, çatık kaşlı ve kıvırcık saçlıydı” diye tanımlamıştır.

Muâz bin Cebel (r.a.), Akabe Biatı’nda daha 18 yaşındayken Müslüman ol­muştu. Medineli olup, Hazreç kabilesinin Benî Seleme koluna mensuptu.

Re­sû­lul­lah’ın ifadesiyle, ümmete karşı en merhametli olan Hz. Ebû Bekir, Al­lah’ın emrini ifa hususunda en serti Hz. Ömer, hayâ bakımından en doğru olan Hz. Osman (r.a.), feraizi (miras hukukunu) en iyi bilen Zeyd bin Sâbit ve Kur’ân’ı en iyi bilen Übey bin Kâ’b olduğu gibi, haram ve helali en iyi bilen de Muâz bin Cebel’di.

Re­sû­lul­lah’ın zamanında, Ensar içerisinde fetva vermekte temayüz etmiş olan üç sa­habiden birisiydi. Diğer ikisi de Übey bin Ka’b ve Zeyd bin Sâbit idi.

Kur’ân-ı Kerim hususunda da ayrı bir ihtisası vardı. Nitekim Re­sû­lul­lah, “Kur’ân’ı dört kişiden öğreniniz: Abdullah bin Mes’ud, Übey bin Kâ’b, Muâz bin Cebel ve Ebû Huzeyfe…”buyurmuştur.

Hicret’ten sonra Re­sû­lul­lah, Hz. Muâz’ı Abdullah bin Mes’ud’la (r.a.) kardeş yapmıştı. Bedir, Uhud ve Hendek Gazalarıyla birlikte bütün savaşlara katılıp ön saflarda mücadele etti. Peygamberimiz, Huneyn Savaşı’na çıkarken onu Medi­ne’de emîr olarak bıraktı. Halka Kur’ân-ı Kerim öğretmesini ve dinî meseleleri anlatmasını emretti.

Tebük Gazvesi sırasında Re­sû­lul­lah’ın parlak bir mucizesi­ni müşahede edenlerden birisi de Hz. Muâz idi…

Orduyla birlikte bir çeşmeye rastlamışlardı. Güçlükle akıyordu. Bu çeşmenin suyunun orduya yetmesi imkânsızdı. Re­sû­lul­lah sudan bir miktar getirmelerini emretti. O suyla elini ve yüzünü yıkadıktan sonra tekrar çeşmeye koydular. Çeş­menin menfezi öyle bir açıldı ki, gök gürültüsü gibi bir sesle su yer altından gümbür gümbür akıyordu. Re­sû­lul­lah, yanında bulunan Hz. Muâz’a şöyle dedi:

“Eğer ömrün varsa, bu suyun böylece akıp giderek buraları bağa bahçeye çevireceğini göreceksin.”

Gerçekten de Muâz yıllar sonra oraların öyle olduğunu görerek, Re­sû­lul­lah’ın müba­rek su mucizesini bir daha tasdik etti.

Hz. Muâz bir defasında, “Yâ Re­sû­lal­lah, bana cenneti kazandıracak ve ce­hen­nemden uzaklaştıracak bir şey söyle!” dedi. Peygamberimiz şöyle buyurdu:

“Bana çok mühim ve büyük bir meseleyi sordun! Ancak Allah bir kimseye kolaylık ihsan ederse, onu yerine getirmek kolaydır. Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. Namazı layıkıyla kılar, zekâtı verir, Ramazan oru­cunu tutar ve haccı da yaparsın.

“Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç, kalkandır. Sadaka, suyun ateşi söndürmesi gibi, hataları söndürür. Gece kılınan namaz, salih kulların alameti­dir.”

Bir başka gün Peygamberimiz, Hz. Muâz’ın elinden tutarak şöyle buyurdu:

“Ey Muâz, vallahi ben seni çok severim! Sana şunu tavsiye ederim: Her bir na­mazın arkasından, ‘Allahümme einnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsn-ü ibadetike [Yâ Rabbi, Seni zikretmek, Sana şükretmek ve güzelce ibadet etmek için bana yardım et].’ demeyi terk etme.”

Peygamberimiz (a.s.m.), irşatta bulunması ve Müslümanlara dinlerini öğret­mesi için Yemen’e birini göndermek istiyordu. Bir gün sabah namazını kıldır­dıktan sonra cemaate hitaben, “Hanginiz Yemen’e gitmek ister?” diye sordu. Hz. Ebû Bekir, “Ben gideyim, yâ Re­sû­lal­lah.” dedi. Peygamberimiz ses çıkar­madı. Hz. Ömer talip oldu. Peygam­berimiz yine ses çıkarmadı. Bunun üzerine Muâz (r.a.), “Ben gideyim, yâ Re­sû­lal­lah.” dedi. Re­sû­lal­lah (a.s.m.), “Ey Muâz, bu vazife senindir.” dedi. Sarığını Hz. Muâz’ın başına sardı.

Muâz ibni Cebel (RA) Rivayet ettiği Hadisler’den bazıları:

Muaz İbnu Cebel (ra) anlatıyor:
Bir seferde Resûlullah’la beraberdik. Bir gün yakınına tesadüf ettim ve beraber yürüdük.
“Ey Allah’ın Resûlü, dedim. Beni cehennemden uzaklaştırıp cennete sokacak bir amel söyle!”
“Mühim bir şey sordun. Bu, Allah’ın kolaylık nasib ettiği kimseye kolaydır; Allah’a ibadet eder, Ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılarsın, zekât verirsin, ramazan orucunu tutarsın, Beytullah’a hacc yaparsın!“ buyurdular ve devamla: “Sana hayır kapılarını göstereyim mi?”  dediler.

“Evet ey Allah’ın Resûlü” dedim.

Oruç (cehenneme) perdedir; sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi. Kişinin geceleyin kıldığı namaz salihlerin şiarıdır” buyurdular ve şu ayeti okudular;

(Secde Suresi 16.ayet) Mealen: “Onlar ibadet etmek için gece vakti yataklarından kalkar, Rablerinin azabından korkarak ve rahmetini ümid ederek O’na dua ederler. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeyden de bağışta bulunurlar

Sonra sordu: “Bu (din) işinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?”
“Evet, ey Allah’ın Resûlü!” dedim. “Dinle öyleyse” buyurdu ve açıkladı:

“Bu dinin başı İslâm’dır, direği namazdır, zirvesi cihâddır!”
Sonra şöyle devam buyurdu: “Sana bütün bunları (tamamlayan) baş amili haber vereyim mi?”

“Evet ey Allah’ın Resûlü!” dedim.
“Şuna sahip ol!” dedi ve eliyle diline işaret etti. Ben tekrar sordum:
“Ey Allah’ın Resûlü! Biz konuştuklarımızdan sorumlu mu olacağız?”
“Anasız kalasıca Muâz! İnsanları yüzlerinin üstüne -veya burunlarının üstüne dedi- ateşe atan, dilleriyle kazandıklarından başka bir şey midir?” buyurdular.
Tirmizi, İman 8, (2619).

Muâz İbnu Cebel (ra) anh anlatıyor: „Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Ölen bir nefis (ölüm anında) Allah’ın bir ve benim Allah elçisi olduğuma şehadet eder, kalbi de bunu tasdik ederse, Allah mutlaka ona mağfiret kılar.”
İbn-i Mace

Muâz İbnu Cebel el-Ensârî (ra) anlatıyor. Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki:
“Kimin (hayatta söylediği) en son sözü Lâ ilâhe illallah olursa cennete gider”
Ebu Dâvud, Cenâiz 20, (3116).

Hz. Muaz İbnu Cebel (ra) anlatıyor:
“Kul, kendini Allah’ın azabından kurtarmada zikrullahtan daha müessir bir ameli işlememiştir.”
Muvatta, Kur’ân 24, (1, 11); Tirmizi, Daavât 6, (3374); İbnu Mâce, Edeb 53, (3790).

Hz. Muâz (ra) anlatıyor: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
“Akşamdan (abdestli olarak) temizlik üzere zikrederek uyuyan ve geceleyin de uyanıp Allah’tan dünya ve âhiret için hàyır taleb eden hiç kimse yoktur ki Allah dilediğini vermesin.”
Ebû Dâvud, Edeb 105, (5042).

Ebu İdris el-Havlani, Mu’az İbnu Cebel (ra)’den naklediyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Allah Tebareke ve Teala Hazretleri şöyle hükmetti: “Benim rızam için birbirlerini sevenlere, benim için bir araya gelenler, benim için birbirlerini ziyaret edenlere ve benim için birbirlerine harcayanlara sevgim vacip olmuştur.”
Muvatta, Şi’r 16, (2, 953, 954).

hadis_115

Hz. Mu’az İbnu Cebel (ra) anlatıyor: „Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Allah Teala hazretleri buyuruyor ki: “Benim celalim adına birbirlerini sevenler var ya! Onlar için nurdan öyle minberler vardır ki, peygamberler ve şehidler bile onlara gıbta ederler.”
Tirmizi, Zühd 53, (2391).

Muâz İbnu Cebel (ra) anlatıyor:
“İçinden samimi şekilde Allah yolunda cihâd yapmayı temenni eden bir kimse, bilâhare ölse de, öldürülse de şehid sevabı kazanır. Kim de Allah yolunda yara alsa veya Allah yolunda -düşmanın sebep olmadığı- bir musibetle bile yaralansa bu yara, kıyamet günü, en büyük hâli içinde rengi zaferân renginde, kokusu da misk kokusunda olarak gelir. Kimin vücudunda, Allah yolunda iken çıkan, iltihab gibi bir yara açılacak olsa bu da onun için Şehidlik mührü olur.”
Tirmizî, Fedâilu’l-Cihâd 21, (1657); Ebu Dâvud, Cihâd 42, (2541); Nesâi, Cihâd 25, (6, 26).

Hâris İbnu Amr İbni Ahî’l-Mugîre İbni Şu’be, Muâz (ra)’tan naklen anlatıyor: „Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Muaz’ı Yemen’e gönderdiği zaman kendisine sorar:
“Sana bir dâva geldiği vakit nasıl hükmedeceksin?”

“Allah’ın kitabıyla hükmedeceğim“ der Muâz.
“(Meseleyi Kitabullah’ta) bulamazsan?”

“Resûlullah’ın sünnetiyle hükmedeceğim.”
“Ne Kitabullah’ta ve ne de Resûlullah’ın sünnetinde bulamazsan?”

“Kendi re’yimle ictihad edeceğim, (hüküm vermekten) geri durmayacağım.”

Hz. Muaz der ki: “Bu cevabım üzerine Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (memnun kaldı), göğsüme eliyle vurup:
“Allah’ın elçisinin elçisini, Allah’ın elçisini memnun edecek usûlde muvaffak kılan Allah’a hamdolsun!” buyurdular.”
Ebu Dâvud, Akdiye 11, (3592, 3593); Tirmizi, Ahkâm 3, (1327, 1328).

Muâz b. Cebel’in (ra): “Dilediğiniz şeyi öğrenin; amel et­medikçe karşılığında mükâfat alamayacaksınız.” dediği rivayet edilmiştir.
Ahmed b. Hanbel, Kitâbü’z-zühd

hadis_116

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir