Esmaül Hüsna

Esmaül Hüsna El-Mukaddim ve El-Muahhir

Dilediğini öne geçiren ve geriye, sona bırakan, erteleyen Esmaül Hüsna Allah'ın 99 ismi El-Mukaddim ve El-Muahhir ism-i şerifleri ve sırları

Dilediğini öne geçiren ve geriye, sona bırakan, erteleyen Esmaül Hüsna Allah’ın 99 ismi El-Mukaddim ve El-Muahhir ism-i şerifleri ve sırları

 

Allah’ın güzel isimlerinden Ya Mukaddim ve Ya Muahhir anlamı nedir? Her iki ismi birlikte zikretmenin önemi ve fazileti Esmaül Hüsna duaları, Peygamber Efendimiz’in bu iki Esma ile yaptığı güzel dualar…

El-Mukaddim ve El-Muahhir

El Mukaddim ism-i şerifi “Dilediğini öne geçiren” manasında, El Muahhir ism-i şerifi ise “istediğini geriye bırakan” anlamındadır.

Mukaddim ism-i şerifi “Kademe” kökünden gelip “Öne geçmek, gelmek ve dönmek” manalarına gelmektedir. İsm-i fail olarak Mukaddim ism-i şerifi “Öne geçen, birini öne geçiren, dilediğini önce yaratan ve yükselten” anlamlarına gelir.

  • El-Mukaddim isminin ebced değeri ve zikir adedi 184 adettir.

Muahhir ism-i şerifi ise: “Geriye bırakan, erteleyen ve sonraya bırakan” manalarına gelir.

  • El-Muahhir isminin ebced değeri ve zikir adedi 846 adettir.

Kuran-ı Kerim’de bu iki ism-i şerifin manalarına şu ayet-i kerime işaret etmektedir;

(Habibim!) de ki: ‘Sizin (kıyametle karşılaşmanız) için, vaad edilen öyle büyük bir gün vardır ki (vakti geldiğinde) ondan bir an bile sona da kalamazsınız, öne de geçemezsiniz.” (Sebe Suresi 30)

Bu ism-i şeriflerin ikisi de Allah-u Teala’nın fiili sıfatlarındandır.

Dilediğini yükseltip dilediğini alçaltan, dilediğini aziz kılıp dilediğini zelil eden, dilediğini kendisine yaklaştırıp dilediğini uzaklaştıran Allah-u Teala olduğu gibi, dilediğini öne alan ve istediğini arkada bırakan da yine O’dur. Öne alınan kimse yüksek mertebeler çıkar. Geri bırakılan ise en aşağı derekelere kadar iner.

Mukaddim ism-i şerifi “Yüksek mertebelere çıkartan” demek olup, Muahhir ism-i şerifi de “Yüksek mertebelerden indiren” demektir.

Allah-u Teala henüz varlıkları yaratmadan önce bütün ölçüleri koymuş ve her şeyi takdir etmiştir. Sevdiği kullarını diğer insanlardan üstün tutmuş ve insanları takvalarına göre birbirinden farklı kılmıştır. Bu O’nun dilemesidir.

Nitekim ayet-i kerimede bu hususta:

“O (Allah-u Teala), yapmakta olduğu şeylerden sorulmaz. Onlar ise (kul oldukları için, tüm inanç ve amellerinden) sorulacaklardır.” (Enbiya Suresi 23) buyurulmaktadır.

El-Mukaddim ve El-Muahhir Fazileti

Allah-u Teala dilediği kimseleri başarılı kılıp öne çıkarmış, dilediklerini de geri bırakmıştır. Her şey O’nun ilmi, iradesi ve hikmeti doğrultusunda gerçekleşmektedir. O’nun geri bıraktığını kimse öne çıkaramaz, öne çıkardığını da kimse geriye bırakamaz.

Bu iki ism-i şerif birbirinin anlaşılmasına yardımcı olduğundan bunları birlikte zikretmek ayrı zikretmekten daha güzeldir.

Allah-u Teala bazı insanlara ilim, ibadet ve başarı vermekle üstün kılmış ve onları öne geçirmiştir. Bazılarını da bu derecelere ulaşmaktan mahrum ederek geri bırakmıştır.

Rasulüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’i en üstün mertebeye çıkarmış ve:

“(Habibim!) Biz senin için namını yükselttik” (İnşirah suresi 4) buyurmuştur.

Buna karşılık

Ebu Leheb’i ise en aşağı derekeye indirmiş ve onun hakkında:

“Ebu Leheb’in iki eli helak olsun, zaten (değil iki eli, bütünü) helak oldu da” (Tebbet Suresi 1) buyurmuştur.”

Bu ism-i şeriflerin tezahürleri hakkında şunlar söylenebilir:

Allah-u Teala bütün mahlukatı yaratmıştır ama içlerinden seçtiği bazı kullarını diğerlerinden üstün kılarak onları daha öne geçirmiştir.

Nitekim Allah-u Teala:

“(Habibim!) Bak ki Biz (makam, mevki ve mal, mülk gibi konularda) onların bir kısmını diğer bir kısma karşı nasıl üstün kılmışızdır. Ahiret ise elbette dereceler yönünden daha büyüktür, üstün kılma yönünden de daha büyüktür” (İsra Suresi 21) buyurarak bu hakikati ifade etmiştir.

Allah-u Teala istediğini ileri geçirip istediğini de geri aldığı gibi bazen de kullarının teşebbüslerini onların beklediği zamanda neticelendirmez, maksatlarını ileriye tehir eder ki elbette bunların her birinde bizim anlayamayacağımız nice hikmetler gizlidir.

Bu iki ism-i şerif de Kur’an-ı Kerim’de bu şekilde açık anlamlarıyla geçmemektedir. Hatta Mukaddim ism-i şerifi fiil olarak bile Kur’an-ı Kerim’de geçmez. Ancak Muahhir ism-i şerifi Kur’an-ı Kerim’de fiil olarak şöyle geçer:

“Sakın sen Allah’ı, o zalimlerin yapmakta oldukları şeylerden gafil (ve habersiz) sanma. O onların hak ettikleri azabı ancak öyle büyük bir günde gerçekleştirmek için geciktirmektedir ki, onda gözler yerinde duramayıp yuvalarından fırlayacaktır.” (İbrahim Suresi 42)

El-Mukaddim ve El-Muahhir Duaları

Bu iki ism-i şerif yalnızca hadls-i şeriflerde geçmektedir. Nitekim Ebü Müsa el-Eş’ari (Radıyallahu Anh) Rasülüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in bir istiğfarını anlatırken şöyle demiştir:

Rasulüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem):

“Ey Allahım! Hatalarımı, bilmeyerek yaptıklarımı, işlerimdeki aşırılıklarımı ve Senin benden daha iyi bildiğin bütün yanlışlarımı benim için bağışla.

Ey Allahım! Bilerek yaptıklarımı, şakayla yaptıklarımı, yanlışlıkla yaptıklarımı ve kasten yaptıklarımı benim için mağfiret eyle. Çünkü bunların hepsi de bende mevcuttur.

Ey Allahım! (Yapmamam gerekirken) yaptıklarımı da, (yapmam gerekirken) geri bıraktıklarımı da, gizli yaptıklarımı da, açık yaptıklarımı da ve Senin benden daha iyi bildiğin bütün günahlarımı da benim için bağışla. One geçiren de Sensin, geri bırakan da Sensin. Sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.” duasıyla (af ve mağfiret için) dua ederdi. (Müslim. Zikir:18, no:7076, 8/80)

Ali ibni Ebi Talib (Radıyallahu Anh) Rasulüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in namazın sonunda yaptığı bir dua hakkında şöyle anlatmıştır:

Rasulüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in namaza kalktığında teşehhüdle selam arasında söylediği duaların sonunda okuduklarından biri de:

‘Ey Allahım! (Yapmamam gerekirken) yaptığım, (yapmam gerekirken) geri bıraktığım, gizlediğim, açıkladığım, aşırı gittiğim ve Senin benden iyi bildiğin bütün günahlarımı benim için affet. (Dilediğini) ileri geçiren, (dilediğini) geri bırakan ancak Sensin. Senden başka hiçbir ilah yoktur’ duasıydı.” (Müslim, Salâtü’l-müsâfırin:26, no:1848, 2/185; Tirmizi, De’avât:31; no:3421, 5/485)

İbni Abbas (Radıyallahu Anhüma) şöyle anlatmıştır:

Rasulüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) gece kalkıp teheccüd namazı kıldığında (Fatiha’dan önce okudukları arasında):

Ey Allahım! Hamd Sana mahsustur. Sen gökleri, yerleri ve içindekileri ayakta tutansın. Hamd Sana mahsustur. Sen göklerin ve yerlerin sahibisin.

Hamd Sana mahsustur. Sen Hakk’sın, vaadin haktır, Sana kavuşmak haktır, buyruğun haktır, cennet haktır, cehennem haktır, peygamberler haktır, Muhammed Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem haktır ve kıyamet (günü) haktır.

Ey Allahım! Ancak Sana teslim oldum, ancak Sana iman ettim, ancak Sana güvendim, ancak Sana yöneldim, ancak Senin (inayetin)le (düşmanlara) karşı geldim ve ancak Senin hükmüne davet ettim. Öyleyse (yapmamam gerekirken) yaptığım, (yapmam gerekirken) geri bıraktığım, gizlediğim ve açıkladığım şeyleri (bütün günahlarımı) benim için affet. (İstediğini) öne alan ancak Sensin, (dilediğini) geri bırakan da ancak Sensin. Senden başka hiçbir ilah yoktur’ diye dua ederdi.” (Buhâri, Teheccüd:1, no:1069, 1/377)

 

İlgili Diğer Konular

Nukteler.com’u Facebook’tan takip etmeyi unutmayın!

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu